Müzik, en eski medeniyetlerden bu yana insanların yaşamlarının bir noktasında mutlaka dokundukları bir sanat dalı olmuştur. Kadim dönemlerde dini törenlerin bir parçası olarak ortaya çıktığı düşünülen müzik; yıllarca değişime ve gelişime uğrayarak, insanlığın vazgeçilmez unsurlarından birisi halini almıştır. İnsanlar müziği zamanla -diğer her şey gibi- gittikçe daha kalıcı hale getirmiş ve çeşitlendirmiştir. Yaşadıkları coğrafyalara, aynı yerde bulundukları hayvanlara ve diğer tüm temas edilen etkenlere göre belirli müzik kültürleri oluşturmuşlardır. Tabi ki tüm bu gelişmeleri buldukları çeşitli yöntemlerle gerçekleştirmişlerdir. Örneğin; belli başlı nesneleri müziklerine renk katmak amacıyla kullanmışlardır. Müziklerinin kaybolmaması için eserlerini bir takım işaretler ile kayıt altına almışlardır. Zamanla yapılan bu çalışmalar uygulayım bilimi [teknoloji] ile şekillenmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır.
Müzik dili ve müzik dilinin gelişimi
Müziğin, insanlık tarihindeki en eski bulgulara dayanarak M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanabileceği tahmin ediliyor. Mısır, Hindistan, Çin, Sümer gibi kadim medeniyetlerde müziğin kullanıldığına dair izlere rastlanmıştır.
M.Ö. 14. yüzyıla kadar, eserler yalnızca kulaktan kulağa aktarılarak hayata tutunabilmiştir. Bulunan kalıntılara göre müzik tarihine ait yazılı en eski eser M.Ö. 14. Yüzyıl’a ait olduğu tahmin edilen “Hurri İlahisi”dir. Ugarit Kraliçesi Nikkal adına yazılmış olan bu eser 36 parça tablete[!] yazılmış ancak okunabilecek durumda olan sadece tek bir tablet kalmıştır. Bu tablette bulunan eseri 15 yıllık çalışmalar sonucu Anne Draffkorn Kilmer çözmüştür. Daha sonra ise çözülen bu eser, çalgılarla seslendirilmiştir.
Çeşitli coğrafyalarda farklı farklı şekillerde kayıtlara geçen eserlerin, 17. yüzyıla gelinceye kadar ortak bir dili yoktu. Günümüzde kullanılan müzik dili, bugünkü şeklini orta çağ döneminde almaya başlamıştır. Orta çağ döneminde kilise[!] ve keşişhanelerdeki [manastır] şarkıların kolay ezberlenmesi için iniş ve çıkışları ifade eden bazı imler kullanılmıştır. Daha sonra bir rahip olan Guido Arezzo, bu imleri bir dizi çizgi üzerine oturtarak şu anda müzik dilinde “porte” olarak bilinen çizgilerin temelini atmıştır. Daha sonra ses inceliklerine ve kalınlıklarına bir isim bulması gerektiğini düşünmüş ve “Aziz Johannes Battista İlahisi” nin mısralarındaki ilk heceleri kullanarak sırasıyla “nota” olarak bildiğimiz seslere bugünkü isimlerini vermiştir
Giovanni Arezzo’nun geliştirdiği bu uygulamalar zamanla daha da geliştirildi. 17.Yüzyıl’a gelindiğinde ise Giovanni Alfonso Petrucci, kullanılan bu dil ile yazılan eserlerin basımını yaparak kısa süre içinde bu dilin evrensel bir hale dönüşmesini sağladı. Günümüzde kullanılan bu dil, 21. Yüzyıl’a gelene kadar da değişimlere uğramıştır. Müzik türleri çeşitlendikçe ve yenilikler ortaya çıktıkça, müziğin dili de değişmiş ve günümüzdeki son halini almıştır. Bugün sanal ortamlara da aktarılan bu dil halen gelişmeye devam etmekte, yeni çalgılar ve yeni tartımlar [ritim] her ne kadar sınırları zorlasa da uygulayım biliminin bize sağladığı kolaylıklar sayesinde en karmaşık müzik tarzlarına dahi uyum sağlayabilmektedir.
Çalgıların Gelişimi
Çalgılar, müziği oluşturan en temel ögedir. Öyle ki; bir şarkı söylediğinizde ses telleriniz, masaya vurarak yaptığınız müzikte ise masanız birer çalgıdır. Yani müzik elde etmek için çıkardığınız seslerin kaynaklandığı her türlü şey bir çalgıdır.
Günümüzde kullanılan bazı çalgıların tarihleri çok eski zamanlara dayanır. Uygulayım bilimi ilerledikçe şekillenen ve gelişen çalgılar, zamanla insanların müzik için kullandığı vazgeçilmez ögeler haline gelmiştir. Son yüzyılda en çok tutulan çalgılar genellikle batı tarzı müziğe ait çalgılardır. Gitar, Piyano, Flüt, Keman, Davul gibi çalgılar genellikle günümüzde en çok kullanılan çalgılardandır. Tarih boyunca bu çalgılar geliştirilerek en mükemmel ve en donanımlı hallerine ulaştırılmışlardır.
Gitar: En eski olarak tabir edebileceğimiz ilk gitarın, 3000 yıl öncesine uzanan bir tarihe sahip olduğu düşünülüyor. Eski Mısır dönemine ait duvar boyamalarında gitar benzeri bir çalgının çalındığı görülüyor. İlerleyen dönemlerde daha somut ve kesin kalıntılara rastlanıyor ve ilk gitarların çift halinde 4 teli olduğu görülüyor. Yüzyıllarca aynı şekli ile kalan gitar 16. Yüzyıl’da İspanya’da 5. Çift tel eklenerek ilk evrimini geçiriyor. Avrupa’da belirli bir müddet 4 ve 5 telli olarak kullanılan gitarlar, 17. yüzyıla gelindiğinde 6.teli de eklenmek suretiyle bir değişime daha uğruyor. Gittikçe çağdaş gitar şeklini almaya başlayan gitarın akort[!] ve kulak düzenekleri de Joakim Telkie tarafından değiştiriliyor. 19. yüzyıla kadar bu şekilde çalınan gitarların, 1850’li yıllarda gitar ustası Antonio Torres tarafından gövdeleri büyütülerek ses kalitesi daha da arttırılıyor. 1900’lü yıllara gelindiğinde çelik tellerin de gelişmesi ile birlikte gitarın alışılmış, geleneksel telleri yerine çelik teller kullanılmaya başlanıyor. Avrupa’dan Amerika’ya giden bazı ustalar bu tellerin çekim gücünden dolayı gitar balkonlama[!] düzeninde geliştirme yapılması gerektiğini düşünmüş ve “x” balkonlama yöntemini kullanarak bambaşka bir yankılanım [akustik] ses elde etmişlerdir. Günümüzde kullanılan yankılanım gitarların da temeli bu şekilde atılmıştır. Bu çalgı zamanla Amerika’nın vazgeçilmez çalgılarından birisi olacaktır. Bahsettiğimiz gelişmelerden sonra Orville Gibson adında bir gitar ustası keman tarzındaki kasayı gitar kasasına uyarlayarak “Archtop” adındaki caz müzik tarzına has bir gitar elde etti. 1920’li yıllara gelindiğinde Les Paul, Leo Fender, Charlie Criston gibi ustalar bu gitarlardan yola çıkarak manyetik[!] ve elektronik[!] bir düzenek yardımıyla ilk elektronik gitarları ortaya çıkarmışlardır. Günümüze kadar gelen süreçte elektronik yöntemler gelişti ve bu gitar ustalarının küçük işlikleri [atölye] bugünün en büyük şirketlerine dönüştü ve gitarlar artık son şekillerini almış oldular.
Bugün kullanılan uygulayım bilimsel cihazlar sayesinde başka birçok çalgıda da olduğu gibi sanal ortamda bile gitar çalabilmekteyiz.
Piyano: Piyano, diğer çalgılara nazaran yeni bir çalgı sayılır. İlk piyano 1700’lü yılların başlarında İtalya’da geliştirilmiştir. Geliştirilirken yapılan en kalıcı düzenek, çekiç düzeneğidir. En az bunun kadar önemli düzenek ise geniş ses aralığındaki eşit ötümün sağlanmasıdır. Ancak 1700’lerin sonlarına kadar tel susturma düzeneği tam olarak istenilen düzeyde değildi. 1789 yılında Andreas Stein tarafından halen kullanılan ayaklık [pedal] yöntemi geliştirildi. Yıllarca piyano ustalığı yapan Stein’ın torunu Johann Streicher da kendisi gibi bir piyano ustasıydı. Beethoven’ın ricası üzerine sağlamlaştırma yaptığı piyanoda tok bir ses elde etti.1800’lü yıllarda ikili itme düzeneği, kılavuz düzeneği gibi temel düzenekler geliştirildi. Daha sonra keçeli çekiç ve çapraz teller de eklendi. Bu gelişmelerin ardından bugün bilinen piyano tam anlamıyla meydana gelmiş oldu.
Geçen yıllarda gelişen elektronik uygulayımbilimi ürünler sayesinde ortaya sayısal [dijital] piyanolar çıktı ve “MIDI” adı verilen bir düzenek ile piyano klavyesinde[!] her çalgı, çalınabilecek hale getirildi. Geliştirilen son uygulayım bilimi ürünler ile sonsuz tuşlu[!] klavyeler dahi mevcut. İstediğiniz çalgıda istediğiniz süslemeleri yapabiliyorsunuz ve piyano üzerinde çalınan bu çalgıları gerçeklerinden ayırt etmek neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. Ayrıca klavyeniz olmadan sanal ortamda bile piyano çalma deneyimini gelişen uygulayım bilimi sayesinde yaşayabiliyorsunuz.
Keman: Kemanın ilk olarak ne zaman ortaya çıktığı bilinmemekle beraber, atası denilebilecek olan ve orta çağ döneminde kullanılan “viyol” çalgısından türetildiği biliniyor. Kemanın esas şekli ise 16 ve 17. Yüzyıllar arasında veriliyor. Zamanla köprü genişletmesi ve farklı boyutlarda farklı çalgılar elde edilmesiyle beraber, çeşitli müzik tarzları da ortaya çıkıyor. Günümüze kadar bu gibi küçük değişikliklerle gelen keman, diğer çalgılarda olduğu gibi sanal ortamlarda çalınabilmekte ve tamamen olmasa da uygulayım bilimi sayesinde gerçeğe yakın bir deneyim sağlamaktadır.
Kayıt düzenekleri
En yaygın çalgıların gelişiminden sonra sıra onları kaydedecek düzeneklerin gelişimine geldi. İlk ses kayıt cihazı Scott de Martinville tarafından yapılmış olup ilk ses kaydı da ona aittir. “Fonotograf” adını verdiği cihazla kâğıt üzerine ses dalgasının kazınmasıyla oluşturduğu düzenek ile ses kaydı almayı başarmıştır. Daha sonra bu düzenek Thomas Edison tarafından geliştirilerek bakır üzerine kayıt alınarak iyileştirilmiştir. 1885 yılında Alexander Grahambell bulduğu bir düzenek ile karton[!] üzerine kayıt almayı başarmıştır. Ardından bunu taş plak şeklinde geliştirmiştir. 1920’lerde yeni gelişen bant kayıt devreye girmiştir. Ancak Grahambell’in bulduğu yöntem etkisini azaltsa da hiç kaybetmemiştir. 1980’li yıllara gelindiğinde Sony şirketi yoğun teker [Compact Disc, CD] uygulayım bilimini geliştirerek kayıtları daha da nitelikli duruma getirmiştir. Uzun yıllar kullanılan yoğun teker uygulayım bilimi zamanla yerini yeni uygulayım bilimi ürünlerine bırakmıştır. Günümüzde kullanılan düzenekler ile ses kayıtlarında birçok düzenleme yapabilmekteyiz.
Elbette müzik dünyasının uygulayım bilimsel gelişim sürecini burada bütünüyle ele almamız mümkün değilse de dinlediğimiz şarkıların aslında nasıl bir uygulayım bilimi yolundan geçtiğini ve geçmişteki gelişim aşamalarını görmüş olduk.