Dizelge
Evrenkent Kalemleri
  • Türkçe Sözlük
  • Kelimece
  • Yazılar
  • Kalemlerimiz
  • Hakkımızda
    • Hakkımızda
    • İlkelerimiz
  • İletişim
    • İletişim
    • Yazı Gönder
  • Dükkân
Evrenkent Kalemleri

Temaşadan Telaşa

Yazılar ❯ Temaşadan Telaşa

Temaşa, insanı; insana, insanca anlatmaktır. Temaşa da diğer bazı sanatlar gibi dinî törenlerden doğmuş, sonradan bağımsızlaşarak sanatlaşmıştır. Kökeninde ilkel insanın doğa olaylarını bedensel hareketlerle temsili yatmaktadır. İnsanlar belli zamanlarda yaptıkları törenlerle Tanrı’yı simgesel biçimde ifade etmeye çalışmıştır. Yağmur yağdırmak ya da avı başarıyla sonlandırmak için yapılan özel törenler, rakslar kurallı oyunun ilk örnekleridir. Dinî inançların hemen hepsinde görülen “ölme ve yeniden dirilme” konuları, ilkel insanların merak duyduğu bilinmezlerdendir. Temaşanın sunduğu, kılık değiştirme ve kişileştirme olanakları bahsettiğimiz merakın bir nebze de olsa aydınlatılmasında önemli yere sahiptir. Din ile cevaplanan “ölüm ve diriliş” kavramlarını da insanlara simgeleştirerek anlatan din adamlarıdır. Kısacası temaşa ilkel insanların doğayı, varoluşu ve yok oluşu anlamlandırmak isteğiyle doğmuştur. Haliyle kavramların anlatısını gerçekleştirenler de din adamlarıdır ve aynı zamanda din adamları ilk temaşa oyuncularıdır. Türklerde de durum genel hatlarıyla aynıdır. Türkistan’da din adamlığı görevindeki kamlar, şamancıl törenlerde hastalara yahut katılımcılara Tanrı’nın gücünü simgeleştirerek anlatmıştır. Törenlerde belirli kurallara uygun davranışlarla kendinden geçen şaman, öte dünya ile yaşanılan dünya arasında bir köprü konumundadır. Kamın farklı törenlere özgü, farklı davranışları onu ilkel temaşanın ilkel oyuncusu kılmıştır. 

Temaşanın dinî törenden sıyrılarak sanat türüne evrimi, M.Ö 6. yüzyılda Yunan toplumunda gerçekleşmiştir. Bereket tanrısı Dionysos’u kutsamak için gerçekleştirilen şenliklerde çeşitli şarkılar ve çeşitli rakslar birleştirilerek özel giysiler eşliğinde sergilenmiştir. Şenlikleri temaşa açısından önemli kılansa şarkılar okunurken yapılan tavır değişiklikleri ve taklitlerdir. İlk oyun yazarı kabul edilen Thespis, şenliklerin birinde oyuncuların çeşitli yapma yüzlerle farklı insanları canlandırmasını istemiştir. Halk tarafından büyük beğeni ile takip edilen taklit oyunları, sonraki şenliklerde de sergilenmiş ve gelenek halini almıştır. Sonrasında Roma ve Avrupa’da gelişimini sürdüren temaşa, insanlığın en eski devirlerinden beri varlığını, değişerek ve gelişerek sürdürmektedir.i1 

Temaşadan Telaşa 

Bu kısımda yazının seyrini bilimsellikten uzaklaştırarak kendi temaşa deneyimlerimi anlatmak istiyorum. Merak etmeyin mantıklı şekilde saçmalayacağım. Bugünlerde arkadaşlarımla Moliere’in Tartuf adlı oyunundan esinlenerek yazdığımız “Vaazın Son Perdesi”ni sergilemek üzere çalışmalar yürütüyoruz. Vaazın Son Perdesi’nde insanların manevî duygularını ve dinî inançlarını sömüren Tayyar adındaki din tüccarı ile deyim yerindeyse Tayyar’ın ağına düşen Zeki’yi anlatıyoruz. Bense oyunda başkahraman Tayyar’ı canlandırıyorum. Evet, duyguları sömüren sahte dindar (!) benim. Temaşa metninde günümüze çokça atıfta bulunuyor ve mevcut durumu epeyce yeriyoruz. Yazım aşamasından çok keyif aldığımı kabul etmeliyim ama ortak hazırlanmış metin yazma çabamızda yer yer sekteye uğruyoruz. Fazla şaka ve alt metinde daha fazla iletiye yer verme konusunda takım arkadaşlarımla çeşitli sorunlar yaşıyoruz fakat sorunları insanca çözüme kavuşturmak konusunda da oldukça başarılıyız. Oyun öncesi tekrarlarda da çeşitli sorunlar yaşıyoruz. Her gün tekrar almak kısa süre sonra çekilmez hâle bürünüyor, çoğu tekrarda takımca tam sayıya ulaşamıyoruz. Oyuncular eksik, istek de eksik, oyunculuk desen kimse Al Pacino değil ama her şeye rağmen o sahnede inanılmaz bahtiyarsınız. 

Bilmiyorum belki de bunlar yalnız benim düşüncelerimdir. Takımın içerisinde: Yönetmen, yönetmen yardımcısı, ışık sorumlusu, öge sorumlusu, giysi ve süsleme sorumluları, düzentileme sorumlusu ve oyunda çalacak şarkılardan sorumlu kişiler var. Üstelik takımda yer alan kişiler aynı zamanda da oyunu sahnede sergileyecek kişiler. Anlayacağınız imkansızlıklardan çıkagelen nur topu gibi bir oyunumuz var. Kıyafet, öge düzenlemesi gibi maddi kaynak gerektiren çoğu ihtiyacımızı “Tiyatro ve Drama Uygulamaları” dersi kapsamında hocamız, Dr.[!] Öğretim Üyesi Dursun Şahin karşılıyor. Oyun, önümüzdeki ay evrenkentin 500 kişi sığalı [kapasite] sahnesinde sergilenecek. Evrenkentte Türkçe Öğretmenliği bölümünün temaşa oyunları gelenekselleşmiş durumda. “Vaazın Son Perdesi” oyununu Türkçe Topluluğu’nun, “19. Geleneksel Kısa Oyun Günleri” etkinliğinde sahnelenecek. Belki de bölümde birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar iple çekilen tek şey geleneksel temaşa oyunları. Gelenek, her sene farklı oyun ve farklı öğrenciler şeklinde ilerliyor. Temaşa dersi öğrenciye çeşitli katkılar sağlıyor. İş birlikçi öğrenmeyi teşvik etmesinin yanı sıra hitabet becerisi ve öz güven duygusunu geliştiriyor. Öğrenci oyunun yazımından kurgusuna, kurgusundan sahnelenmesine kadar her aşamada ayrı sorumlulukları üstleniyor. Şüphesiz temaşa dersi, sanatı tüm yönleriyle damarlarda hissettiriyor. Abartmıyorum, oyun metni ile uyuyor ve oyunla ilgili rüyalar görüyorum. Yaşadıklarıma hoş bir delilik hali de denilebilir. Bence temaşa herkesin sıradanlıktan sıyrılarak yaşaması gereken sanatlardan. Utanmazcasına çekingenlik, kibirlice mütevazilik ve akıllıca delilik gerektiriyor. Çeliştiğinin farkındayım çünkü temaşada dünyanın belki de evrenin en çelişkili canlısı ana unsur konumunda. Esasında yazımı da bu nedenle iki farklı üslupla kaleme alıyorum. Son zamanlarda çokça çelişen duygularımın ekşi tezahürü diyelim… 

Yaklaşık üç ayda “Vaazın Son Perdesi” oyununu yazmalı, kurgulamalı ve sergilemeliyiz. Yazıyı kaleme aldığım tarihte sahneye çıkmamıza bir aydan az süre var ve biz hâlâ metinde fazla gördüğümüz yeri siliyor ve eksik gördüğümüz yerde ekleme yapıyoruz. İlk oyunun acemiliği diyelim. Darısı ömür serüvenindeki diğer oyunların başına. Temaşa bu yönüyle de hayata benziyor. Oynuyorsun, fazla ya da eksik gördüğünde değiştiriyorsun. Yeri geliyor abartıp bocalıyorsun yeri geliyor kaygılanıp unutuyorsun. Her ne olursa olsun sahnede ışıklar altında ve gözler önündesin. Mevzu burada başlıyor, “Unuttum!” yahut “Abarttım!” diyerek kahırlanacak mısın ya da sahnede kalan zamanın tadını mı çıkaracaksın? Öyle ya da böyle oyuna ayrılan süre bitecek ve sahneden indiğimizde canlandırdığımız kahramanlarla vedalaşacağız. Bugünlerde başıma bela diye gördüğüm ve vaktimin çoğunu gasbeden temaşa telaşını ileride mutlulukla anacağıma şüphem yok. “Neden sonradan seveceğini bile bile şimdiden sevmeyi reddediyorsun?” demeyin. Sadece insanlık görevimi yerine getiriyorum. İnsanı, insana, insanca anlatmak için insan olmak gerek. İnsanlık içerisinde kadirşinas bir nankörlüğü de taşır. 

-Giresun Evrenkenti, Dr. Öğretim Üysei Dursun Şahin hocamın ders karalamalarından derlenmiştir.


20. Sayıyı Okumak İçin Tıklayınız

Kadir Kadakal
Yazar: Kadir Kadakal
kadirkadakal68@gmail.com
Tasarım : Sezer Aydın
Gizlilik İlkelerimiz


©2026 Evrenkent Kalemleri | Tüm Hakları Saklıdır
×

Sözlükte İncele ➔