Gizin İzi Mi, İzin Gizi Mi?
Önce yazıya neden böyle bir başlık seçtiğimi açıklamakla başlamayı düşündüm. Sonra dedim ki “Zaten aşikâr.” Kolayca tahmin edilebilir. Aslında açıklamaya gerek bile yok ama varmış gibi yapalım. Bir giz yaratalım da dileyen bu gizin izinin ardına düşsün. Ben, Laurence Sterne gibi muzip bir yazan –henüz kendime yazar diyemiyorum ve kendimi Sterne ile bir tutmak cüret olacağından “yazan” diyeyim– değilim ama onun çok sevdiğim bir ifadesini aktarmak istiyorum. Sterne’nin Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri eserinin birinci kitabının son cümlelerindeki kendine yönelik muzip övgüsü, âdeta eserin kıymetinin giz taşıması olduğunu ortaya koyan bir bildiri gibidir:
“Zira okurumun şimdiye dek hiçbir konuda hiçbir şeyi tahmin edememiş olmasının sorumluluğu büyük oranda bana aittir ve bu açıdan efendim, ben öyle iyi, öyle özel bir mizaca sahibimdir ki, eğer sizin bir sonraki sayfada karşınıza ne çıkacağı konusunda en küçük bir fikir, bir varsayım öne sürebileceğinizi düşünsem, onu kitabımdan derhal söker atardım.” (1)
“Evet, ben öyle bir mizaca sahip değilmişim demek ki tahmin edilemeyecek bir başlık seçemediğimden bu başlığı metnimden söküp atmadım ama gizin kıymetini bildiğimden gize giden bir iz yaratmak istedim. İstedim ki bir giz olmasa da gizin kıymetine götüren bir iz oluşturayım.” Demişken, Oscar Wilde’nin Dorian Gray’in Portresi[!] kitabından bir cümleyi selamlayalım şimdi:
“Gitgide gizli kapaklı şeyleri sever oldum. Çağdaş yaşamı harikulade ya da gizemli kılabilen yegâne şey de budur bence. En basit şey bile gizlendiğinde güzelleşir.” (2)
Sterne bize gizin kıymetini gösterdi, Wilde ise sevildiğini… Neden kıymetlidir? Neden sevilir? Sevilir mi? Sahi, nedir giz? “Gizli kapaklı” deyimindeki kapak kelimesi neden oradadır? Fısıltısını duyuyor muyuz gizdeki kapalılığın? Duyalım. Dorian neden gizli kapaklı şeyleri gitgide sever olmuştur? “Biz neden severiz peki gizi?” diye tekrar soralım kendimize. “Sever miyiz?” Sevmeseydik kızar mıydık hiç gizbozanlara? Sevenleri ölçüt alarak “severiz” diyelim ve devam edelim.
Bu sevginin nedeninin ne olduğu sorusuna geniş mi geniş bir cevap verelim: Merak. “Merak” sözcüğünü burada ilk iki anlamı kapsayacak şekilde kullanıyorum. Üçüncü anlam pek uymuyor, dördüncü anlam dâhil değil. Bu iki anlam ne mi? Sizi sözlüğe alalım efendim, hazır vermeyelim. Merak ediniz sevgili okur (bu defa da ilk anlamda kullanıyorum merak sözcüğünü).
Yazarı dinleyen meraklı okur –burada Sterne’den bahsetmediğim ve bir denklik kurma algısı ihtimali olmadığı için kendime yazar diyebiliyorum– sözlüğe bakıp bize dönedursun, biz şimdi gizi neden sevdiğimizin cevabının merak olduğu olgusuna dönelim. Bunun nedeni her iki anlamıyla da meraktır. Bizden gizlenenin ne olduğunu bilmediğimiz için zihnimiz bilen olma arzusuyla dolunca merak oluşur. Oluşan bu merak bizi aramaya (okurluk bağlamında etkinliğe) yönlendirir.
İkinci anlam kendiliğinden geldi mi bize? “Aramak” dedik, okurluk bağlamında “etkinlik” dedik ve ikinci anlam peşimizden geldi: Edinme, yapma, uğraşma isteği. Eh, Sterne kadar beceremesem de benim de okurken uğraşmaya, metinlerimde okuru uğraştırmaya merakım vardır.
Örnek cümlemizi kurduk, devam edelim, Sterne’ye dönelim. Bu yazıyı kaleme alırken fark ettim ki ben de kısmen onun kitabındaki anlatım yöntemini kullanıyorum. Ne mi? Araştırınız efendim, sürünüz cümlelerimdeki gizin izini. Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri kitabına dair birkaç cümle okumak bu gizi açmaya yetecektir.
Sterne’ye dönmüştük. O, okurun giz ihtiyacını karşılamayı bir sorumluluk olarak ifade ediyor ve okurun hiçbir şeyi tahmin edememesini sağlama sorumluluğunu yerine getirmesiyle övünüyor. Bu sorumluluğu yerine getiremeyeceği sayfaların olduğunu düşünseymiş, onları hiç düşünmeden söker atarmış. Bu, okurun her iki anlamdaki merakına kıymet vermek değil de nedir? Hatta bu öyle bir kıymet vermektir ki merakın üçüncü anlamını –hem yazar hem okur için hevesi– de beraberinde getirir.
Meddahlar neden ucu açık cümleler kurar? Anlattığı masallar Şehrazat’ı ölümden nasıl kurtarmıştır? Cevap meraktır. Kral öğrenme isteği nedeniyle Şehrazat’ı öldürmeyi erteliyor, meddahlar ise heveslendirme isteğiyle cümlelerin ucunu açık bırakıyor.
Son Söz
Neden “tatkaçıran”dan daha güzel bir karşılık olmuş spoyler[!] için gizbozan? Spoyler sözcüğünün kökeninde zafer bozma anlamı olmasından. Giz çözmede zaferinizin bol olması, bozmamanız, bozanlarınızın olmaması dileğiyle. Başlığa gelince… Açıklayacak olursam söküp atmam gerekir. Kapağı yarı açık duran o gizi bozan olmaktan korkarım.
1) Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri, YKY, s. 92
2) Dorian Gray’in Portresi, İş Bankası Kültür Yay., s. 6

Yazar: Tuba Vural
siirkolik689@gmail.com