Dizelge
Evrenkent Kalemleri
  • Türkçe Sözlük
  • Yazılar
  • Kütüphane
  • 10 Soruda Evrenkentler
  • Kalemlerimiz
  • Hakkımızda
    • Hakkımızda
    • İlkelerimiz
  • İletişim
    • İletişim
    • Yazı Gönder
  • Dükkân
Evrenkent Kalemleri

Ev

İnsana en iyi gelen şeyin evi olduğunu düşünüyorum. Evden dışarı adımımı atar atmaz bir mide bulantısı oturuyor içime. Ellerim terliyor durmadan ve suyun içinde yürüyor gibi hissediyorum. Ev, aile, dostlar güvenlidir diyorum kendi kendime. Samet yorgun görünüyor, düşüncelerime göre o da evden çıkmak istemiyor. Ne kadar yorgun olursa olsun Samet’in yüzünde her zaman masum bir gülümseme vardır, fakat bugün farklı, her zamankinden farklı. Sabah kırmızı kabanlı[!] adamı gömdüğümüz için mi? diye geçiriyorum içimden. Evimizin içinde birdenbire beliren siyah şapkalı kırmızı kabanlı adam yüzünden oldu her şey. Yoksa Samet bana gülerdi, ne olursa olsun gülerdi.  

Sabah, kırmızı kabanlı adamı çekiştirerek evimizin bahçesine gömmüştük. Ben evden adamı sürüklerken Samet ayağıyla derin bir çukur açmaya çalışıyordu. İkimiz birlikte kısa bir süre içinde kırmızı kabanlı adamı gömdük. Evimizin küçük kedisi Mıncır da o esnada yanımızdaydı fakat kedi o kadar sakindi ki çok şaşırmıştık. Biz adamı gömerken kedimiz Mıncır da eve gidip adamın yasını tutmaya başladı. Evde ağıtlar yaktı, ağladı, mamasını yemedi, hatta bize televizyonu[!] bile açtırmadı. Ne hikmetse o çok üzülmüştü, Mıncır’ı ilk defa böyle görüyorduk. 

“İyi misin?” diye soruyorum Samet’e. “İyi değilim ama bu bir şeyi değiştirmeyecek.” 

Sokaklarda usul susul yürüyoruz, yanımızdan geçen insanlara bakıyoruz, yaşananların gerçekliğine inanmak hoşuma gidiyor. Birini gömmek hoşuma gitmiş demek ki. Kalabalıkların içine girmek, insanların yüzlerce yıldır ilmek ilmek işledikleri “merhamet” duygusunu görmezden gelmek zorundayım. Sesleri işitmek, havaya salınan dumanları solumak, ter kokusu içerisinde oradan oraya koşan insanlara katlanmak zorundayım. Herkes gibi ben de eski sevgilimi son bir kez görmek istiyorum, çünkü bu sorularla yaşayamayacağımı biliyorum. Ayrı geçirdiğimiz onca zamanda çok şey tükettim. Kaderimizde birbirimizi görmek varsa bu nasıl olacak çok merak ediyorum. Samet içindeki pişmanlıkla (karanlık bir boşlukta ölüm korkusunu hissederken) debelenirken ben kafamda yeni sahneler kuruyorum. 

-Nasılsın?

-İyiyim, sen?

Uzun zaman sonra karşılaşan iki eski sevgili için çok sıradan bir cümle.

-Değişmişsin.

-Sen de, hem de çok.

Nasılsın derken belki kibarca gülümseyecek, ellerini kenetleyecek ve mesafeli uzak bir selamlama ile yetinecekti. Gözlerine sürdüğü mavi boyalarla bakacaktı. Şuna çok eminim ki bana yetersiz gelecekti. 

Samet ile yol boyunca tek kelime etmiyoruz. Sokaklarda gördüğü kırmızı renginden bir canavarmış gibi kaçıyor. Renklerden, seslerden, insanlardan bu kadar korkacağını düşünmezdim. Ayağıyla derin bir çukur kazan adam gitmiş de yerine küçük bir çocuk gelmişti sanki. Bense Samet’e nazaran çok daha cesur ve emin adımlarla yürüyordum. Çünkü sokakta her an eski sevgilimi görebilirdim. İçimi derin bir kederle kaplayacak tek şey onu görmekti. Ya başka biri ile görürsem? El ele, yüzü gülerken ve hisli bir aşk yaşarken görürsem ne yaparım, hiç bilmiyorum. 

-Ortalık iyice sakinledi, hafta sonu olmasına rağmen etraf ne kadar boş değil mi?

-Bilmem, çok dikkat etmedim.

-Nasıl yani, İstanbul’un göbeğinde bu sessizlik sana da tuhaf gelmiyor mu?

-Çok dikkat etmedim dedim, niye ısrar ediyorsun?

-Israr etmiyorum, evden çıktığımızdan beri ağzını bıçak açmıyor.

-Bıçak kelimesini kullanmazsak iyi olur.

-Sabah öyle demiyordun ama.

-Sus lütfen, hatırlatma.

Boğa heykelinin önüne geldiğimizde karşımızda kalan kuyumcu dükkanlarının hepsinin kapalı olduğunu fark ediyorum.

-Bu saatte açık kuyumcu bulmak zor, en iyisi yarın gelelim.

-Olmaz, bu gece halletmemiz lazım Samet. Yüzük, bilezik, tektaş, gerdanlık ve ne kadar takı varsa hepsini almam lazım.

-Çeyrek ve cumhuriyet altını da dahil mi?

Yabancı para [döviz] bozduran bir yere giriyoruz, veznenin arkasında duran iki adamdan kısa olanı uzun uzun süzüyor bizi. Kıyafetlerimize bakılırsa halimiz vaktimiz pek de yerinde değil, baygın gözlerini bir türlü üzerimden çekmiyor. Cebimdeki altınları çıkarıp masanın üzerine koyuyorum, artık istemediğim kadar servetim var. (Servetimiz var diyor Samet.) Hayatlarımızı sıradan bir şekilde yaşarken nasıl bu hale geldik anlamıyorum. Paraları cebime koyarken Samet’in eve taksiyle[!] gidelim fısıltılarını duyuyorum. 

-Önce dolmuşa binelim, sonra yürürüz. Paranın beni bozmasından korkuyorum. Alıştığımız düzenin dışına çıkmayalım, her şey yavaş yavaş olacak.

-Ne düzeninden bahsediyorsun oğlum, farkında mısın biz birini gömdük.

-Eee ne olacakmış?

-Nasıl ne olacakmış, biz birini gömdük diyorum. Hem sen de huzursuzdun, nasıl oldu birdenbire değiştin?

Bir taksi çeviriyoruz ve taksicinin kırmızı kabanlı uzun boylu bir adam olduğunu görünce şaşırıyoruz. Adam, dikiz aynasından sertçe bize bakıyor. Sanki bir suç işlediğimizi biliyor gibi. Kendimize bile anlatamadığımız suçumuzu hissetmiş olmalı ama nasıl? Daha biz bile kendimize zor söylerken. 

-Hadi sorun, tutmayın içinizde.

-Bir şey sormayacağız abi, şaşırdık sadece.

-Neye şaşırdınız?

-Bu günlerde boş taksi bulmak zor, hiç beklemeden yanımızda durunca şaşırdık.

Yollar o kadar boş ki hiçbir yere takılmadan hızlıca ilerliyoruz. Sanki bütün İstanbul bize yol veriyor, ışıklar hiç kırmızı yanmıyor. Samet de ben de buna çok şaşırıyoruz. Eve yaklaşmaya başladıkça derin bir korku kaplıyor içimi. Bugün hiç böyle hissetmemiştim. Yumruğumu ısırıyorum, çipil çipil terler akıyor suratımdan. Mahalleye yaklaşınca ayrıntılı bir şekilde tarif ediyorum evimizi. Adama parayı uzatıyorum. Sürücü kapıyı kapatır kapatmaz sokağın sonuna varıyor. Taksi birden duruyor ne sağa ne de sola dönüyor. Eve çıkmamız gerekiyor ama taksiyi izlemek daha cazip geliyor. Sürücü sokağın sonundaki çöp kutusuna çarpıyor. 

Merdivenleri çıkarken duvarların mora boyandığını görüyoruz. Samet ile birbirimize bakıyoruz. Evin kapısı açık, Mıncır içerde orta sehpanın üstünde yatıyor fakat mutfaktan sesler geliyor. Karşımızdaki dairede oturan yaşlı amcanı kapısını kilitlediğini duyuyorum. Bir şeyler olacağını hissediyoruz. 

-Selma olabilir mi?

-Selma kim?

-Eski sevgilim.

-Sanmam, ne işi var burada.

-Bahçeye in ve toprağı kaz.

-Neden, etrafta insanlar var şimdi olmaz.

-İçerde Selma yok, başka biri var.

-Kim?

-Kırmızı kabanlı adam, yerdeki siyah şapkayı görmüyor musun?

“İnsana en iyi gelen şeyin evi olduğunu düşünüyorum. Evden adımımı atar atmaz bir mide bulantısı oturuyor içime. Ellerim terliyor durmadan ve suyun içinde yürüyor gibi hissediyorum. Ev, aile, dostlar güvenlidir diyorum kendi kendime.” 


21. Sayıyı Okumak İçin Tıklayınız

Aslı Aksoy
Yazar: Aslı Aksoy
asliaksoy12.13@gmail.com
Tasarım : Sezer Aydın
Gizlilik İlkelerimiz


©2026 Evrenkent Kalemleri | Tüm Hakları Saklıdır