Kitabı-ı Dedem Korkut ya da tam adıyla Kitab-ı Dedem Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan (Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı) birçok araştırmacı tarafından incelenmiş üzerine farklı bakış açılarından değerlendirilerek makaleler yazılmış Türk edebiyatının ve ekininin [kültür] mihenk taşı niteliğinde olan bir eserdir. Türk edebiyatı tarihinin başat isimlerinden Prof. Fuat Köprülü’nün, derslerinde söylediği bir söz vardır; Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u öbür göze koysanız, yine Dede Korkut ağır basar. (Ergin, 2017, s. 7).

Dede Korkut Hikâyeleri Oğuz Türklerinin 12-14. yüzyıllarda Rum’un [Anadolu] doğusundaki geleneksel yaşam tarzını, aile yapısını, dilini, dinini, dünyaya esatir açısından bakışını, kavmiyatını [etnografya], mücadelelerini anlatmakta ve kesin olarak bilinmemekle birlikte 15. yüzyılın ortalarından itibaren yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir (Torun, 2011; Ergin, 2003). Kitap bir mukaddime ve destansı özellikler gösteren on iki hikâyeden oluşmaktadır. Destanlar öncelikle kopuz eşliğinde söylenmiş nesilden nesile aktarılmış sonrasında ise yazıya aktarma gerçekleşmiştir. Bu yanıyla sözlü halk edebiyatının ürünü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Muharrem Ergin, (Ergin,2017, s. 10) Dede Korkut’un Türk dili için kıymetini ortaya koyduğu cümlelerde şöyle bir tespitte bulunmuştur: “Dede Korkut’un dili de tam bir destan dili olarak Türkçenin emsalsiz bir şaheseri durumundadır. Bu dil milletin ağzında asırlarca süzüle süzüle adeta atasözleri ve vecizeler dizisi haline gelmiş bir dildir. Destan dili bu bakımdan mukaddes kitapların diline benzer. Onun için dil bakımından Kitab-ı Dedem Korkut, Türk dilinin mukaddes kitabı durumundadır diyebiliriz.”
Hikâyeler Dede Korkut olarak anılan kişinin ağzından anlatılır. Dede Korkut toplumda bir kahin olarak görülür İslamiyete geçişle birlikte ise hikmet sahibi olduğu düşünülen bir evliya olduğuna inanılırdı. Kitabın ön sözünde yer alan kısım bu durumu kanıtlar niteliktedir: “Resul Aleyhisselam zamanına yakın Bayat boyundan Ata derler bir er ortaya çıktı. Oğuz’un evvel kişisi tam bilicisiydi. Ne derse o olurdu. Gaipten türlü haber söylerdi. Hak Teala onun gönlüne ilham ederdi”. Dede Korkut hikayelerde kahramanlara rehberlik eden konumda olup her hikayenin sonunda ortaya çıkar ve Oğuz hanlarına Oğuzname düzer ardından da dua eder. Aslında onun ortaya çıkışı ya bir sorunun çözümüne ya da hikâyenin sonuna gelindiğine işaret eder. Dede Korkut toplumun değer yargılarına sahip olan kahramanlara bile yol göstermesi sebebiyle Tanrı’nın yeryüzündeki tecellisi olarak ifade edilebilir.
Kahraman, “bir halk olarak bizim için dünyaya nasıl göründüğümüzü ve bir ölçüde ne olduğumuzu ifade eder” (Kohen, 2014, s. 16-24). Burada dikkat etmemiz gereken nokta ise karşımıza çıkan kahramanların hangi özellikleri taşıdığıdır. Kitapta karşımıza çıkan kahramanlık değerleri toplumun değerlerini anlamamız açısından bize önemli deliller sunar. Değerler İsa Abidoğlu tarafından şu şekilde sınıflandırılmıştır: Aile birliği, sorumluluk, sevgi, dürüstlük, saygı, bediiyat [estetik], cesaret değerlerinin yanı sıra onurlu olma, dayanışma, vatanseverlik, cömertlik, merhamet Dede Korkut Hikâyelerinde ele alınan değerler arasındadır. (Abidoğlu,2023. s. 298). Buradan da anlaşılacağı üzere toplumumuzun önem verdiği değerler kitapta karşımıza kahramanlarda bulunması gereken özellikler olarak sunulmuştur. Dede Korkut hikayelerinde kahramanlık tarifleri, genellikle canavarlara ve kafirlere karşı mücadelesinde ya da bir gelini kazanma arzusunda bireyin kendini kanıtlaması imgesine [imaj] dayanır. Dolayısıyla bu kahramanlar öncelikle birey olarak ve kendi adlarına hareket ederler.(Meeker, 1992, s. 398)

Muharrem Ergin kitabın ön sözünde şu şekilde bir açıklama yapar. Milli destanın üçüncü vasfı büyük bir kahramanlık menkıbesi olmasıdır. Onda kahramanlık ruhu en yüksek insani vasıf olarak işlenir. Dede Korkut’ta da tabii bu şekilde büyük bir kahramanlık hikayesi ile karşı karşıya kalır, Türklerin alp insan biçiminin [tipinin] en yükseğini görürüz. Aynı manaya “alıp”, “yiğit”, “eren” gibi kelimeler eserde en çok geçen, en muteber kelimelerdir. “Eren” kelimesi Dede Korkut’ta henüz dini bir manaya bürünmemiştir.
Dede Korkut hikayeleri farklı başlıkta destanlardan oluşuyor gibi gözükse de aslında bazı kahramanların birkaç hikâyede karşımıza çıkması ve aralarında akrabalık bağı bulunması bize bütünlük olduğunu ifade eder. Dede Korkut hikâyelerini kahramanlık açısından ele aldığımızda ise başından sonuna kadar her hikâye bünyesinde farklı bir kahramanlık hikâyesini barındırır. İlk hikâye olan ‘Dirse Han Oğlu Boğaç Han’ hikâyesine baktığımızda karşımıza ad koyma töreni çıkar. Türk töresine göre doğan erkek çocuğa doğar doğmaz isim konulamazdı bunun için öncelikle bir kahramanlık göstermesi gerekirdi. Hikâyede ise boğa ile güreşen sonunda da onu öldürerek ad almaya hak kazanmış ve Dede Korkut tarafından ismi “Boğaç” verilmiş bir kahraman tasviri karşımıza çıkar. Dede Korkut’un Boğaç Han’a ismini vermesi hikayede şu şekilde ifade edilmiştir:
Bayındır Han’ın ak meydanında bu oğlan cenk etmiştir.
Bir boğa öldürmüş senin oğlun, adı “Boğaç” olsun.
Adını ben verdim, yaşını Allah versin.
Hikâyenin devamında ise Dirse Han’ın etrafındaki kırk hain oyunlarıyla babayı oğluna düşman ederler. Dirse Han ise oğlunu öldürmeye karar verir av esnasında onu okla yaralar ve ölüme terk eder. Hikâyenin bu kısmında karşımıza ‘Hz. Hızır’ çıkar. Hikâyede doğaüstü varlık olarak karşımıza çıkan Hızır hikâyede kahramana yardım eden ve onun iyileşmesi için gönderilmiş ilahi bir yol gösterici konumundadır. Bu kısım hikâyede şöyle belirtilmiştir:
Oğlan orada yıkılınca boz atlı Hızır oğlana hazır oldu. Üç kere yarasını sığadı. Sana bu yaradan, korkma oğlan, ölüm yoktur. Dağ çiçeği ananını sütü ile sana merhemdir dedi, kayboldu.
Hikâyenin sonunda ise kırk hain Dirse Han’ı kaçırmıştır. Kahramanımız Boğaç han ise belli bir süre gizlenmiş ve annesinin yardımıyla iyileşmiştir. Babasını kurtarmak için hainlerle savaşmıştır ve onu esaretten kurtarmayı başarmıştır. Burada kahramanın babasına merhamet ederek aile birliğine verdiği değere işaret edilir.
‘Salur Kazanın Evinin Yağmalandığı’ hikayesinde ise Uruz’ un annesinin namusunu korumak üzere kendi canını hiçe saydığını ve aslında kahramanın aile birliğine verdiği değeri görmekteyiz. Bu durum bize Türk toplumundaki aile bağlarının önemini vurgulamaktadır. Bu durum hikâyede şu şekilde ifade edilmiştir:
Hey ana!
Arap atların öldüğü yerde
Bir tay ölemez mi?
Kızıl develerin öldüğü yerde,
Bir deve yavrusu ölemez mi?
Akça koyunların öldüğü yerde
Bir kuzucuk ölemez mi?
Sen sağ ol kadın ana, babam sağ olsun
Bir benim gibi oğul bulunmaz mı?
Yine bir başka hikâye olan Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek hikâyesinde öncelikle karşımıza kahramanın doğumu ardından da kendine hediye getiren satıcıları kara dinlilerin elinden kurtarınca ise adını alması anlatılır. Bu kısım hikâyede şu şekilde karşımıza çıkar:
Allah Teala sana bir oğul vermiş, tutuversin
Ağır sancak götürende Müslümanlar arkası olsun
Karşı yatan kara karlı dağlardan aşar olsun
Allah Teala senin oğluna aşıt versin
Kanlı kanlı sulardan geçer olsa geçit versin
Kalabalık kafire girende
Allah Teala senin oğluna fırsat versin
Sen oğluna Bamsam diye okşarsın
Bunun adı Boz Aygırlı Bamsı Beyrek olsun
Adını ben dedim, yaşını Allah versin
Sonrasında önceki hikâyelerde de karşımıza çıkan bir kurgu bizi kucaklar. Kahraman sevdiği kız olan Banu Çiçek ile evlenecekken kara dinliler tarafından kaçırılır esir edilir sevdiği kızı başkasıyla evlendirecekleri gece ozan kılığında gelir ve sonunda ise kahramanlık gösterilir ve sevenler kavuşur.
Oğuz Türklerinin yaşam biçimlerinde, kız ve erkek çocukların yetişmesinde, savaşlarda cesur olma, cesaret göstererek toplum içinde yer edinme önemli bir yer tutmaktadır. Dede Korkut Hikâyelerinde işlenen avlanma, düşmanla savaşma, ganimet elde etme, anneyi, babayı, eşi koruma gibi konuların ele alınışında cesaret değeri öne [ön plana] çıkmaktadır. (Deveci,2013 s.309)
Dede korkut destanlarında üzerinde sıkça durulan kahramanlık anlatısının yanında bir diğer dikkat çekilmesi gereken nokta ise yer verilen doğaüstü varlıklardır. Bu ise bize Dede Korkut Hikâyelerinin destan özellikleri gösterdiğini kanıtlar. Örnek verecek olursak “Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü” hikâyesinde yer alan ‘Tepegöz’ gerçek dışı bir varlık olarak karşımıza çıkar. Bu durum kitapta şu şekilde anlatılmıştır:
İlk önce Oğuz’un içinde yaşadı. Beslediler; büyüdü, gezer oldu. Oğlancıklarla oynar oldu. Oğlancıkların kiminin burnunu, kiminin kulağını yemeye başladı. Sonra Aruz Bey’e şikayet edip ağlaştılar. O da dövdü, sövdü, yasak eyledi, uslanmadı. Sonunda evinden kovdu. Tepegöz’ün peri anası gelip oğlunun parmağına bir yüzük geçirdi. Oğul sana ok batmasın, tenini kılıç kesmesin dedi. Tepegöz Oğuz’dan çıktı, bir yüce dağa vardı.
Bu hikâyede Dede Korkut karşımıza ‘Oğuz’ ile ‘Tepegöz’ arasında anlaşmayı sağlayacak bilge özelliğiyle karşımıza çıkmaktadır. Sonrasında sahne yine bu hikayenin kahramanı olan Basat’a kalır. Tepegöz ile dövüşür ve onu yenmeyi başarır. Konuyla alakalı başka bir örnek vermek gerekirse Duha Koca Oğlu Deli Dumrul hikâyesidir. Burada ise karşımıza İslam dininde ölüm meleği olarak bilinen ‘Azrail’ tasviri karşımıza çıkar. Deli Dumrul bir çayın üstüne köprü yaptırır ve köprüden geçenden de geçmeyenden de akçe alır kendisini çok büyük görür. Köprünün yanında ise bir oba konaklamaktadır. Oğulları ölmüştür. Deli Dumrul Azrail’in yaptığını öğrenince ona da büyüklenir Allah ona Azrai’i gönderir. Deli Dumrul af dileyince Azrail yerine can bulmasını ister. Deli Dumrul’un atası, anası can vermez. Karısı can vermeyi kabul eder. Deli Dumrul Allah’a yalvarır. Allah da Deli Dumrul’un atasından anasından can alıp Deli Dumrul ve karısına yüz kırk yıl ömür verir. Burada doğaüstü varlık olarak değerlendirdiğimiz Azrail bize geçiş dönemi eseri olduğunu gösteren önemli bir işarettir.
Bir ‘esatir’ örneği olarak incelemeye çalıştığımız Dede Korkut Hikâyeleri; Türk toplumunun tarihin derinliklerinde kök salmış, kendi hars [kültür] ve inançlarını aynı zamanda yaşam anlayışlarını yansıtan kahramanlık hikayeleri ve doğaüstü varlıkları içinde barındıran bir metin olarak günümüze kadar ulaşmayı başarmış olması önemli bir dönüm noktasıdır.
Kitab-ı Dedem Korkut her Türk çocuğunun başucu kitabı olması gereken bir konumdadır. Zira içinde toplumumuzun değer yargılarını en güzel dille ifade adeta irfanımızın korunması gereken en önemli hazinelerini bünyesinde barındıran bir mücevherdir. Giresun Evrenkentinde “Türk Halk Edebiyatı” dersini aldığım Dr. Öğretim Üyesi Ülkü KARA hocamın ifadesiyle Dede Korkut Hikayeleri ‘çok nahiftir’ bundan ötürü incitmeden her bir cümlesini idrak etmeliyiz çünkü toplumumuzun anlamı onun keşfedilmeyi bekleyen satırlarında gizlidir. .
“Dede Korkut Kitabı Türk çocuklarının ruh ve kafa yapısını tek başına sağlam tutacak kudrette ve şahsiyette [karakter] bir eserdir. Bu kitabı okuyan ve hazmeden bir Türkün kolay kolay yolunu şaşırmayacağı emniyetle söylenebilir. Her Türkün evinde bulunması lazım gelen bir aziz ve yüce kitabın millî irfanın [kültürün] ruhlara sindirilmesinde açacağı çığır milletimizin geleceği için büyük bir teminat olacaktır.”
-Muharrem ERGİN
KAYNAKÇA:
BELET, D., & TÜRE, H. DEDE KORKUT HĐKÂYELERĐNDE YER ALAN DEĞERLER. Abidoğlu, İ. (2023). Dede Korkut Hikâyeleri’nde Kahramanlık İmgesi. Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, (Özel Sayı 1 (Cumhuriyetin 100. Yılına)), 537-559.