Dizelge
Evrenkent Kalemleri
  • Türkçe Sözlük
  • Yazılar
  • Kütüphane
  • 10 Soruda Evrenkentler
  • Kalemlerimiz
  • Hakkımızda
    • Hakkımızda
    • İlkelerimiz
  • İletişim
    • İletişim
    • Yazı Gönder
  • Dükkân
Evrenkent Kalemleri

Bir Ezel Akay Efsanesi: Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?

“-Söyle bana her yetiştirdiği evladını gözünü kırpmadan yok eden kimdir? 

 +Kimdir? 

 -Zamandır. Başı serap, sonu topraktan olmadır. Akar gider, yetişemem.” 

“Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?” Türk halkının hars [kültür] belleğinde derin izler bırakmış bir yapım olmanın ötesinde sadece geleneksel bir sanat değil, aynı zamanda toplumun eleştirel ruhunu da yansıtan bir başyapıttır. 2006 yapımı film[!], Ezel Akay’ın yönetmenliğinde, Osmanlı İlhanlığı’ndan günümüze kadar uzanan bir dönemin ve ekinin [kültür] değişen yapısının anlatıldığı güçlü bir beyaz perde örneğidir. Film, Hacivat ve Karagöz’ün çarpıcı ölümünü ele alırken sadece iki kahramanın yokluğuna odaklanmaz; aynı zamanda bir dönemin irfanını, toplumsal ve siyasi dönüşümünü de gözler önüne serer. Hacivat ve Karagöz’ün ölümüne dair sorular, kimlik ve çağcıllaşma ile ilgili derinlemesine bir sorgulamayı da beraberinde getirir. 

Gelenekten Çağcıllığa Bir Yansıma 

“Temaşa devam itmelü.” 

Hacivat ve Karagöz sadece birer kahraman değil, halk temaşasının, gölge oyunlarının temsilleridir. Osmanlı Devleti’nin başlarından itibaren özellikle de 16. yüzyıldan itibaren halk arasında ün kazanan bu iki kahraman, sadece eğlence amacıyla kullanılmakla kalmamış, aynı zamanda dönemin toplumsal yapısını, yönetim anlayışını, ahlaki değerlerini eleştiren ve sorgulayan birer araç haline gelmiştir. Hacivat, bilge ve kibar bir kişiliği ile tanımlanırken, Karagöz halkın, sade insanların temsilcisidir; Karagöz’ün zekâsı, halkın doğallığıyla örtüşür. Bu iki kahramanın karşıtlıkları, halkın ve seçkinlerin toplumsal ve iktisadi ayrımlarını yansıtır. Karagöz’ün kaba saba mizahı, Hacivat’ın incelikli konuşmalarına karşı, toplumun alt sınıflarının, halkın sesinin temsilidir. 

Ancak “Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?” filminde iki kahramanın ölümünün ardında sadece üzücü bir son yer almaz. Filmde ölmeleri bir irfanın, bir dilin ve toplumun özgür eleştirisinin yansımasıdır. Geleneksel halk oyunlarının yok oluşu, Batılılaşma ve çağcıllaşma çabalarının bir yansımasıdır. Çağcıllaşma süreci, halkın özgür düşüncesini, mizahi bakış açısını, toplumsal eleştirisini pek hoş karşılamaz. Çünkü çağcıllaşma, bazen katı kurallara, toplumsal kurallara ve belirli siyasi kuramlara sıkı sıkıya bağlıdır. Hacivat ve Karagöz’ün ağlatıcı bir şekilde “öldürülmesi”, aslında toplumun eleştirel düşüncesinin, mizahın, halkın sesinin bastırılması anlamına gelir. 

Hacivat ve Karagöz’ün Ölümünün Topluma Yansıması 

“- Senin inancın yoktur. 

+ Benim inancum vardur! Ben göğe, torpağa inanurun, suya, dağa inanurun! 

– Semavi değildir, sayılmaz.” 

Ezel Akay, Osmanlı İlhanlığı’ndan Cumhuriyet Dönemi’ne geçişin sancılarını ve çağdaşlaşma sürecinin halk üzerindeki etkilerini derinlemesine işler. Çağdaşlaşma “daha akılcı”, “daha düzenli” bir toplum yaratma arzusuyla başlayan bir süreçtir ancak bu süreç, halkın eğlencesini, kendini ifade etme biçimlerini, geleneksel sanatları yok sayar. Hacivat ve Karagöz, halkın düşündüğü gibi hareket etmeyen, düzenin dışındaki bir yapıyı temsil eder. Yönetici sınıfların gözünde onların varlığı, düzenin sorgulanması anlamına gelir. Bu sebeple, bu iki kahramanın öldürülmesi bir anlamda halkın eğlencelerine ve eleştirilerine yöneticiler tarafından yapılan baskının bir yansımasıdır. 

Filmde Hacivat ve Karagöz’ün ölümü, bu baskının simgesidir. Burada, öldürülen sadece iki kahraman değildir; bir halkın kendi dilini ve kimliğini kaybetmesidir. Hacivat ve Karagöz, halkın sahip olduğu eleştiri gücünün, mizahın ve içtenliğin temsilcisidir. Bu gücün yok edilmesi, yalnızca bir temaşa gösterisinin sona ermesi değil, toplumun düşünsel ve tarihi kimliğinin yavaş yavaş silinmesidir. Film, bu bağlamda Hacivat ve Karagöz’ün öldürülmesinin çok daha derin bir anlam taşıdığına işaret eder, o da bir toplumun özgürlüğünün ve eleştirisinin yok edilmesidir. 

Bir Kimlik Arayışı: Geçmişle Yüzleşme 

“-Ben hem yörürün hem de verürün. 

+Ne verürsün? 

-Vergi deyi Tatar’a buzağıları virdük, beygirleri virdük, kazları virdük, gardaşları virdük; Torpak Ana’ya bubayı virdük, halayı virdük, teyzeyi virdük; eşkıyaya malumuzu virdük, aşımızı virdük ama anacuğumla ben hep yürüdük. Yürüdük ama hepsünü de virdük. 

+Ama Karagöz kardeş, şimdi burdaki esnaf efendiler daha iyi bilürler, alışsuz verüş olmaz. 

-He biz de öyle dedik. Çoğalak dedük, şeherli olak dedük… (…) Sorarım size, nedir bu yörüklerin halü? Niden hep bizden alınur? Sizinki aluşverüş de bizimki niye hep verüş? Bizde neden alış eksüktür?” 

Filmin bir diğer önemli konusu, geçmişin unutulması ve kimlik bunalımıdır. Hacivat ve Karagöz’ün yokluğu, sadece bir tarihi kayıp değil, aynı zamanda bir kimlik bunalımının işaretidir. Türk halkının geleneksel kimliği, halk oyunları, eğlenceleri ve mizahi dilinde şekillenirken, çağdaş Türkiye’nin kimliği, Batı ile uyum sağlama çabaları içinde şekillenir. Bu ikilik, zamanla halkın ruhunda bir boşluk yaratır. Hacivat ve Karagöz, halkın bu geçmişten gelen tarihi zenginliğini ve özgürlüğünü simgeler. Onların öldürülmesi, bir bakıma bu kimliğin kaybolmasına işaret eder. Halk, ne kadar çağdaşlaşmaya çalışsa da, geçmişin izlerini tamamen silmek mümkün değildir. 

Film izleyicisine, geçmişle yüzleşme ve kimlik sorgulaması yapma fırsatı sunar. Toplumlar, çağcıllaşma çabalarıyla geçmişi silmeye çalıştıkça aslında kendi köklerinden uzaklaşır ve bu, bir kimlik bunalımına yol açar. Hacivat ve Karagöz’ün öldürülmesi, geçmişin kimlik kaybına karşı bir eleştiridir. Film, halkın geçmişine ve kimliğine sahip çıkmasının önemini vurgular. 

Geleceği İnşa Etmek İçin Geçmişi Unutmamak 

-Mizah bir yumruktur elbet. Kime vuracağu belli olmaz!.. 

+Amma biz yaparuz, gene bize vurur bu mizah?… 

Filmin Hacivat ve Karagöz arasındaki dostluğu ele alışı, onların ölümünden daha fazla anlama sahiptir. Hacivat ve Karagöz zıt kişiliklere sahip olmalarına rağmen birbirlerine karşı derin bir bağlılık duyarlar. Bu dostluk, filmin ağlatıcı yapısının temel taşlarından biridir ancak bu dostluğun çözülmesi, onları öldüren süreçle koşutluk gösterir. Hacivat ve Karagöz’ün ilişkisi, toplumsal yapının ve tarihi değerlerin nasıl birbirine zıt kaldığını ama yine de bir arada var olabileceğini gösterir. Ancak bu dostluğun, yani halkın özgür eleştirisinin sona ermesi, toplumun huzursuzluğunun ve kimlik kaybının derinleşmesine yol açar. 

 “Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?”, hem bir tarihi bellek çalışması hem de çağcıllaşma süreçlerine dair derin bir eleştiridir. Hacivat ve Karagöz’ün öldürülmesi, sadece geleneksel kahramanların sona ermesi değil, aynı zamanda halkın düşünsel özgürlüğünün, eleştirisinin ve kimliğinin yok edilmesidir. Film, bu bağlamda geçmişin unutulmaması gerektiğini ve geleneksel değerlerin çağdaş dünyada nasıl hayatta tutulması gerektiğini vurgular. Hacivat ve Karagöz’ün ölümü, irfanlar arası çatışmaların ve kimlik nöbetlerinin simgesidir ancak bu durum aynı zamanda bir uyarıdır. Geçmişi unutmadan geleceği inşa edebilmek için halkın sesini ve tarihi mirasını savunmak gereklidir. 

Kam Ana  

Osmanlı’nın kuruluş dönemi 13. ve 14. yüzyıllarda Rum’da [Anadolu] Türkmen toplulukları arasında doğaüstü güçlere inanma ve bu güçlerle iletişim kurma geleneği yaygındı. Kam analık, Türkmenler arasında sadece bir din değil, aynı zamanda bir esatir, bir yaşam biçimi şeklinde tarif edilebilir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemi, bu geleneğin etkilerini göstermektedir. Osmanlı toplumunun çoğunluğu Müslüman olsa da birçok Türkmen kabileleri hala eski inançları sürdürmekteydi. Bununla birlikte filmde ak büyü ve kara büyü sahneleri yer almaktadır. Rum’daki toplumsal tarihe bakıldığında büyü bir toplumsal gerçektir. Dolayısıyla filmde gösterildiği gibi Osmanlı’nın toplumsal tarihinde halkın bir kısmı ve önemli devlet yöneticilerinin de bir kısmı birbirlerine karşı mücadelede büyüyü kullanmıştır. 

*** 

Bir sahnede imam karşısında insanlar kuyruğa girer ve kelime-i şahadet getirmeleri istenir. Kimi insanlar bu kelimeyi andıran fakat anlamsız şeyler söyleyerek din değiştirirler. Ahi memur Karagöz’e din değiştirdiği takdirde daha kolay yaşayacağını tavsiye eder. 

“-…Bubanun adu? 

+Buba! Öyle dirdik ona… 

– Ne iş tutan? 

-Göçerin… Hemi de temür işlerün! 

+Şu sıra! (samimi fısıldayarak) Tekkede zor yoktur amma, Müslüman ol da, öyle gel. Fukarasın, senün içün eyidür, vergüsü daha azdur.” 

Aslında kimse kimsenin dini inancını önemsemez. Cami malları Müslümanlar tarafından yağmalanır. Filmde ahlâki sayılabilecek tutum sadece Karagöz ve Köse Mihal’in kızı Ayşe Hatun’un tutumudur. Ayşe Hatun aynı zamada şehri koruyan “Bacılar”dan da sorumludur. Din ile ahlâk kavramlarının gerçekte birbirlerinden bağımsız şeyler olduğu vurgulanır ve ahlâk kavramının önemsendiğini sezinleriz. Kadı Pervane, Orhan Bey’in eşi Nilüfer Sultan ve ahiler gibi yönetimde ileri gelenler bir çıkar çarkı içinde gösterilir. Konu çıkarlarını korumak olunca, bu insanlar müthiş bir dayanışma sergilerler. Ahlâkın tamamen kişisel olduğu din, eğitim veya başka hiçbir şeyin tekelinde olmadığı ima edilir. Kanunlar veya bunun gibi yaptırımlar ile ahlâkın değişmeyeceğine değinilir. Bir başka eleştiri de, verilen görevi düşünmeden kabul edenlere yöneliktir. Hacivat ve Karagöz’ün kellelerinin vurulacağı anda Hacivat infaz görevlilerine çıkışarak şöyle der: 

 “Katül misüz, vazifa deyu her işe atlarsuz”. 

Halk bu dönemde fakirlik ve sıkıntı içinde yaşamaktadır. Pervane’nin sağ kolu olan Çoban’ın dediği gibi: “Halkun her şeyun, donun dahi alduk. Uçlara, tekfura kaçarlar. Traşçular Tatara yollayacak vergü alamazlar”. Güç sahipleri yetkilerini çıkar amaçlı kullanır. Diğer bir eleştiri de savaşlara ve savaş yoluyla ve din ve manevi değerlere yönelik baskılaradır. Filmde Orhan Gazi kendisi için Bursa’da bir cami yaptırmak ister ve caminin inşası istenilen hızda ilerlemeyince kadılık görevi yapan Pervane, Bursa’daki herhangi bir kilisenin camiye çevrilmesini önerir. Filmdeki Bacılar teşkilatının başındaki Ayşe Hatun, Pervane’nin kilise üzerine minare yapma fikrine sert çıkarak şöyle der:  

“şehür zaptu ergeç olur, demür kapuları çelik kılınç açar amma gönülde aynu zapt olmaz, gönül kapusunun heç bir kılınç açmaz”  

Filmdeki bu sahne, bizlere Osmanlı’nın “istimalet siyaseti”ni gösterir. Bu siyasi hareket kapsamında Osmanlı’da yaşayan farklı dini topluluklara birtakım konularda özerklik tanınmaktadır. Osmanlı, tarih boyunca fethettiği ve idare ettikleri bölgelerde yaşayan halkları zorla Müslüman yapmak için çalışmamıştır ancak Müslüman olanlar için başta daha az vergi ödemek ve toplumsal hayatta Müslüman olmayanlara karşı daha fazla ayrıcalığa sahip olma gibi birtakım teşvik edici siyasi düzenlemeler yapılmıştır. Nitekim Osmanlı’da Müslümanlar, gayrimüslimlere göre daha fazla ayrıcalığa sahipti. Özellikle iktisadi açıdan gayrimüslimlerin daha fazla vergi vermesi zaman içerisinde İslam’a geçmek için önemli bir gerekçe sağlamıştır.  

Ayşe Hatun’un film boyunca tavrı hep aynıdır. Yanlışların karşısında dik bir duruş sergilemektedir. Kadı Pervane’nin göreve başlamasıyla gelen değişikliklerin birçoğuna karşı çıkmıştır fakat bu karşı çıkış tek başına bir işe yaramamış, galip gelemediği için yenik düşmüştür.  

“Bacıları bitirdiniz. Bu âlemde artık kadınların hepsi yeniktir. Erkekler ise yenik olsa da galiptir.” 

Sokrates’ten beri tarih boyunca doğruları söylemeye çalışanların da boyunları Hacivat ve Karagöz gibi vurulmuştur. Pervane de bunu ima eder, çünkü bu durum yeni bir olay değildir ve tarih tekrar etmektedir:  

“Dimitrü (Ara sahnelerde oyun sergileyen temaşacılardan biri, Sokrates’i canlandırmaktadır): Ben Tanrunun devletın başuna musallat ettığü bir at sineğüyüm. Durmadan sızü dürtüklüyüp, ayar ederün. Bensüz n’idersüz?  

Pervane: Alun bunun kellesünü! Sokrat mudur ne…. 

Dimitrü: Men değilüm Sokrat. Zaten Cazasu ölüm… 

Pervane: Ölse de öncesünde çok lakurdu eder. Kendünü haklu çıkaracak deyyus.” 

Tarih boyunca insanların boyunlarının vurulması onların düşüncelerinin yayılmasını engelleyememiştir, aksine fikirlerin yayılmasını sağlamıştır. Dimitri bunu söylemeye çalışır: 

 “Fikürlerünü anlamak yerüne yok etmektür niyetünüz amma yok ettiğünüz fikirlerüm değül, benüm.” 

“Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?” filminde kuruluş dönemi Osmanlı Beyliği’nin yeni döneme uyum süreci Karagöz ve Hacivat üzerinden anlatılmıştır. Karagöz ve Hacivat’ın tesadüfi tanışmalarından yıllar boyu ayakta kalacak bir eğlence biçiminin ortaya çıktığı ama mizahın her dönemde gerçeğe gönderme yaptığı için egemen güç tarafından hoş karşılanmadığı vurgulanmıştır. Müslümanlığa geçiş sürecinde Rum’da bazı karışıklıklar meydana gelmiştir. Konusu dâhilinde siyasal ve toplumsal iletilerin tarihi yapı içerisinde mevcut mizah anlayışıyla verilmesi, filme tüm zamanlar için güncel bir nitelik de kazandırmıştır. Ayrıca film, tarihe, tarihsel olay ve olgulara ilgi uyandırması bakımından önemli bir yapım haline gelmiştir. 

Ezel Akay da filmde Eşrefoğlu Beyliğinden Süleyman Han’ı canlandırmış ve o unutulmaz kelamını etmiştir:  

“… Güç dediğin karun doyurur, öyle olsa idi Selçuklu çok yaşar idi. Benü bilürsün kadu, Cenk itme sevüş. Ben buna inanurun.” 


21. Sayıyı Okumak İçin Tıklayınız

Ataman
Yazar: Ataman
evrenkentkalemleri@gmail.com
Tasarım : Sezer Aydın
Gizlilik İlkelerimiz


©2026 Evrenkent Kalemleri | Tüm Hakları Saklıdır