Dizelge
Evrenkent Kalemleri
  • Türkçe Sözlük
  • Yazılar
  • Kütüphane
  • 10 Soruda Evrenkentler
  • Kalemlerimiz
  • Hakkımızda
    • Hakkımızda
    • İlkelerimiz
  • İletişim
    • İletişim
    • Yazı Gönder
  • Dükkân
Evrenkent Kalemleri

Bekleme Odası ve Son Sözler

“Bilmiyorum, çocukluğumdan beri böyle işte. İçimde bir sıkıntı var. Sokağa çıkmaya bile gücüm yok.”

Bekleme Odası’nın başkahramanı Ahmet’tir. Ahmet, Suç ve Ceza’yı sahneye dökmek isteyen bir yönetmendir ve Ahmet’i, filmin[!] yönetmeni Zeki Demirkubuz canlandırmaktadır. Derlemenin ilk iki filminde de gördüğümüz gibi başkahramanımızın değerleri, inançları yoktur ve insanlarla duygusal bağ kurmakta zorlanmaktadır. Ahmet, içinde bulunduğu buhranlı dönemi seyirciye aktarırken tuhaf davranışlar sergilemekte ve kendisine kötü bir görüntü çizmektedir. Örneğin evine giren hırsız Ferit’e çekeceği filmde oynamayı teklif etmesi, seyirciye yaratmak istediği farklı Ahmet’i göstermektedir. Bir sahnede Ferit Ahmet’i polis[!] sandığı için “Ne biçim yönetmensin abi sen ya?” der. Ahmet’in “Nasıl oluyormuş yönetmen? Var mı bildiğin bir yönetmen?” diye sorması üzerine, Ferit şöyle cevap verir: “Var, Sinan Çetin var… Aslan gibi adam, yönetmen diye ben ona derim işte…” Ahmet basında yer alacak kadar ünlü bir yönetmen değildir ve kendini topluma tanıtmak gibi bir derdi de yoktur. Çünkü Ahmet daha gizemli, anlaşılması güç filmlerin adamıdır.


“Tamam kıskanmanızı ya da üstüme titremenizi de beklemiyorum ama insan hiç olmazsa bi’ ne olduğunu sormaz mı? Gözleri ağlamaktan şişmiş bir insana menemen yer misin diye de sorulmaz ki ya.”


Derlemenin ilk iki filmindeki gibi bu filmde de kadınlar, erkeklerin görebildiği ve yorumlayabildiği kadardır. Yazgı’daki Sinem, İtiraf’taki Nilgün, Bekleme Odası’ndaki Elif ve Serap, yalnızca erkeklerin bakış açısıyla kendilerine filmlerde yer bulmuşlardır. Çay, kahve getirirler; erkekler istediklerinde onlarla birlikte olurlar, istemediklerinde giderler… Aslında bu durum ataerkil bakış açısının bir ürünüdür. Başkahramanlar yani erkekler, varoluşsal sorunlara dalıp gitmişken kadınlar da yalnızca bir köşede yaşayıp gitmişlerdir.

Zeki Demirkubuz’un filmlerinde çokça gördüğümüz şey aslında erkek acısının yüceltilişidir. İlk başta bu durum seyirciye şu hissiyatı verebilir. “Beyaz perdede erkeklerin duygularını gösteren ürünler az, bu nedenle Demirkubuz beyaz perdedeki bu açığı filmleriyle kapatmak istemiştir.” Çünkü beyaz perdedeki filmlerin çoğunda aldatan erkektir, kaçıp giden erkektir, hovarda taraf erkektir. Zeki Demirkubuz’un filmlerinde ise hep kadındır. Aldatan, giden, kaçan, kendi çıkarları için hareket eden hep kadındır. Kadın kahramanları hep kötü, erkekleri de hep acı içinde ya da boş vermişlik içinde göstermesi beyaz perdedeki dengeyi bulmaya yetmeyecektir çünkü beyaz perde bir çuval değildir. Her ürün kendi içerisinde hepçilik ya da hiççilik yapmadığında değer kazanacak ve yönetmenin bakış açısı yanlış yorumlanmayacaktır. “Kadın hep iyidir ya da hiç iyi değildir, erkek hep iyidir ya da hiç iyi değildir.” Bu gibi kutuplaşmalar filmden kopup yönetmeni, yazarı sorgulamamıza neden olmaktadır. Örneğin Zeki Demirkubuz’un keskin kadın erkek ayrımı yüzünden filmi yorumlarken seyirci zorlanmakta, yapımın gerçeklik payını sorgular hale gelmektedir. Çünkü filmde gösterilen yalnızca erkeklerin çektiği acı değildir. Eğer seyirci, yalnızca kadının yaptığı yanlıştan dolayı acı çeken bir erkek görebilseydi o zaman beyaz perdedeki açık kapanabilirdi ve bugün bu değerlendirme yazısı çok daha farklı yazılırdı fakat erkeğin çektiği acı yanında kadının görünmediği, acısını dinlemediğimiz, neden yaptı asla bilemediğimiz ve aşağılandığı bir derleme izlediğimiz için Zeki Demirkubuz hakkında çok da emin olamıyoruz.

“Yalnızlık, evlerin odalara bölünmesi ile başladı.”

Zeki Demirkubuz, toplumsal gerçekçiliği kendine has yorumu ile defalarca beyaz perdeye taşımıştır. Konuları kendine hastır ve Yeni Türk Beyaz Perdesi’nin başlıca isimleri arasındadır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi beyaz perdeye yayılmış kalıpları kırarak bireysel hikayeler üzerinden toplumsal yaşama ilişkin gerçekleri filmlerinde konu edinmiştir ve toplum gerçekliğini kadın erkek ilişkisi üzerinden değerlendirerek özellikle kadının aldatmasını ele alarak aldatılan erkeğin buhranını, toplumun beyaz perdede görünmeyen bir yüzünü sunmuştur.

“Bana sorarsan kimseden bir şey beklememek en iyisi. Adalet en çok hak arayanların elinde zavallılaşır.”

Demirkubuz’un filmlerinde aile birliği hiç görülmemiştir ya da genellikle kadın kahramanların aldatmaları sonucu aile birliğinin bozulduğu gösterilmiştir. Ekseriyetle artık söyleyebiliriz ki, Demirkubuz beyaz perdesi kadının aldatması üzerine kurulmuştur ve yapımlardaki erkek kahramanların aldatmaya verdikleri tepkiler alışılagelmişin çok dışındadır. Sonuçta Zeki Demirkubuz’un toplumsal gerçekçi odaklı yapıtlar ortaya koyduğunu ve birey toplum ilişkisini farklı ve çarpıcı hikâyeler ile ele aldığını söylemek mümkündür.


20. Sayıyı Okumak İçin Tıklayınız

Elif Küçük
Yazar: Elif Küçük
kucukelif4@gmail.com
Tasarım : Sezer Aydın
Gizlilik İlkelerimiz


©2026 Evrenkent Kalemleri | Tüm Hakları Saklıdır
Product successfully added to the cart!