İçimizdeki Gizbozan
İnsan, geçmişini unuttuğunda yalnızca anılarını değil, kendi benliğini de yitirir. Bir ulusun dili, töresi, yaşayışı ve duyuşu onun kökünü oluşturur. Kökünden kopan bir ağaç kuruyup ölüyorsa öz benliğinden uzak düşen toplum da yavaş ve içten çürümeye başlar, devamında da ölür. Günümüzde Türk toplumu da böylesi bir kırılmanın içerisine girmiştir. Kendi içindeki ışığı yetersiz bulan ve küçümseyen, sürekli başkalarına özenen ve kendi sesini duymaktan kaçınan bir anlayış giderek genç nüfus içerisinde yayılmaya başlamıştır. İşte içimizdeki gizbozan tam da burada uyanmaktadır çünkü görünen mutluluğun altında büyük bir unutuluş ve devamında da hayal kırıklığı yatmaktadır.
Geçmişte bir evin kapısı çalınınca içeri kabul edilen kişi yalnızca konuk olmazdı; konuğun hisleri, yardımseverliği ve iyi niyetliliği de kendisiyle birlikte içeri girerdi. Şimdi ise insanlar aynı ev içinde bile birbirinden uzak, görsel aletlerin esiri ve yeni basında [sosyal medya] hiçbir işe yaramayan gereksiz hareketleriyle toplumu peşinden sürükleyen kişilere özenerek yaşamaktadır. Sofralar kişi sayısı bakımından büyümüş ancak gönüller küçülmüştür. Masada edilen sözler çoğalmış ancak sözcüklerin niteliği ve çıkarılan anlamı eksilmiştir. İnsanlar artık kendi benliğini yaşamak yerine özendikleri hayatları yaşayarak başkalarının gözüne hoş görünmeye çalışmaktadır. Bu durum yalnız kişiyi değil, bütün toplumu derinden çürütmeye ve yozlaştırmaya başlamıştır.
Bugün sokaklara, özellikle de büyükşehirlerdeki sokaklara bakıldığında birbirinin aynısı yüzlerin, aynı saçların ve aynı kıyafetlerin dolaştığı görülmektedir. Düşünüş ayrı değildir, giyiniş ayrı değildir, yaşayış ayrı değildir. Herkes birbirine benzemeye ve özendikleri kişinin peşinden gitmeye çalışmaktadır. Oysa Türk toplumu bir zamanlar aynılığı değil, kendine özgü duruşu ile dünyada tanınmıştır. Obada, köyde, kentte insan kendi kimliğiyle var olurken şimdilerde genç nüfus kendi öz sözlerinden, kendi hanelerinden utanır duruma gelmiştir. Kendi dilinin güzelliğini bırakıp başka dillere özenmek bir diğerine göre üstünlük sayılmaktadır.

İçimizdeki gizbozan ise burada ortaya çıkmaya başlamıştır çünkü bu gidiş yalnız bir değişim değil, kökten kopuşu hızlandırmıştır. Bir toplum kendi özünü bıraktığında yalnızca geçmişini değil, yarınını da karartır. Çocuklar, dedelerinin anlattığı söylenceleri bilmez olmuş, eski ezgiler unutulmuş, el emeği küçümsenmiştir. Yerini ise gösteriş almıştır. Türk Sanat Müziği[!] ve Türk Halk Müziği’nin yerine ikilemelerden oluşan ve toplumu aşağılamaktan başka vasfı bulunmayan şarkılar öne çıkmaya başlamıştır. İnsanlar artık iyi görünmeyi iyi insan olmaktan üstün tutmaktadır.
En acı yanı da şudur: Bu kopuş birçok kişi için ilerilik sayılmaktadır. Oysa kökünü unutmak ilerlemek değildir. Kendi benliğini yadsıyan kişi, başka benliklerin gölgesinde yaşamaya başlar. Bugün birçok insanın yaşadığı iç sıkıntısının nedeni de budur çünkü insan özünden uzak düştükçe içindeki boşluk büyür. Ne denli süslü yaşam sürerse sürsün, gönlündeki eksiklik kapanmaz. Gizbozan da insanın içinden çıkar ve daha büyük mutsuzluğu ve yıkılışı getirir. İnsan ne kadar gerçeklerle karşılaşırsa karşılaşsın içindeki gizbozan ortaya çıkıp gerçekleri benliğine gösterdiğinde toparlanması zor üzüntüleri de kişiye yaşatır.
Bir zamanlar dayanışma ile ayakta duran toplum yapısı da giderek çözülmektedir. Komşuluk zayıflamış, büyük sözü nasihat sayılmaktan ziyade basit bir gülümseme aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bilgelik en büyük kazançken yerine gösteriş değer kazanmıştır. Oysa geçmişte bir büyüğün tek sözü birçok kişiye yol gösterirdi. Şimdi ise genç nüfus yol ararken yabancı seslerin ardından sürüklenmektedir. Böylece toplum kendi sesini işitemez olmuştur.
İnsanların çoğu artık sessiz bir yarış içindedir. Daha çok göstermek, daha çok görünmek, daha çok övünmek istemektedirler. Bunu da sözüm ona alçak gönüllü gibi görünerek yapmaya başlamışlardır. Gizbozan ortaya çıktığında ise bu kişiler Moliere’in eserindeki Mösyö Jourdain misali birer kibarlık budalası gibi gözükmektedirler. Bu budalaların yarışı sonunda kazanılan şey mutluluk değildir çünkü gönül, yapmacık hareketlerle dolmamaktadır. İnsan özünü unuttukça içten içe yorgun düşer. İşte içimdeki gizbozan bu yüzden susmamaktadır çünkü bu düzenin altında büyüyen büyük bir yabancılaşma vardır. Sonuç olarak Türk toplumu yeniden kendi öz benliğini anımsamak zorundadır çünkü geçmişini unutan ulus, geleceğini de başkasının eline bırakır. Gelenek yalnız eski günlerin kalıntısı değildir; insanı ayakta tutan köktür. Töre, dil, gönül bağı ve dayanışma yok olduğunda toplum da çözülmeye başlar. İçimizdeki gizbozan şunu söylemektedir: Gerçek güç başkasına benzemekte değil, kendin kalabilmektedir. İnsan kendi sesini duyduğu gün yeniden dirilir. Türk toplumu da özüne döndüğü gün içindeki yorgunluğu aşacaktır çünkü bu toprağın mayasında yalnız geçmiş değil, güçlü bir diriliş de vardır. Yeter ki insanlar gösterişten sıyrılıp yeniden kendi benliğine bakmayı anımsasın.

Yazar: Seyfican Görgülü
seyficang@gmail.com