Dizelge
Evrenkent Kalemleri
  • Türkçe Sözlük
  • Kelimece
  • Yazılar
  • Kitaplık
  • Kalemlerimiz
  • Hakkımızda
    • Hakkımızda
    • İlkelerimiz
  • İletişim
    • İletişim
    • Yazı Gönder
  • Dükkân
Evrenkent Kalemleri

Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları Kitap İncelemesi

Yazılar ❯ Sayı: 26 / Gizbozan ❯ Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları Kitap İncelemesi

Doğu Yücel’in Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları kitabını, Bilimkurgu Kulübü’nün “Türk Yazarlardan Okunması Gereken 10 Bilim kurgu Öyküsü” seçkisinde görerek okuma dizelgemize dâhil etmiştik. Ancak belirtmeliyim ki bu kitap, bilim kurgunun esaslarından ziyade, yalnızca kırıntıları barındırmakta.

Eser genel itibarıyla gerçeküstücülük ve büyülü gerçekçilik üzerine kurgulanmış. Bilim kurgu okumalarımız neticesinde vardığım sonuç şudur: Bilim kurgu dizelgelerinde karma eserlerin kesinlikle yer almaması gerekir. Türk yazarların bilim kurgu çatısı altında toplanan kitaplarının genellikle birbirinden uyumsuz, karma seçkilerden oluşması okuma deneyimini zedelemektedir. Bir öyküde rüyalar gören bir çocuğu okurken, hemen ardından uzaylıların olduğu bir anlatıya geçmek, okuyucuya birbiriyle ilgisiz dallar arasında sıçrama hissiyatı yaşatmaktadır.

Kitapların kapağını araladığımızda yazarın bizi ön sözle karşılaması alışılageldik bir durumdur. Doğu Yücel de kitabının ön sözünde, bu öyküleri yazdığı yaşlardaki hâlinin kesinlikle bir ön söz yazmayacağını, kendisinin de ön söz okumayı sevmediğini belirtmektedir. Büyük lokma ye büyük söz söyleme, demiş atalarımız.

Gizbozanlar [spoiler] sebebiyle ön söz okumaktan ya da eser tanıtımlarını izlemekten kaçınan, olayları sıfırdan deneyimlemeyi yeğleyen biri olarak bu tutumu oldukça haklı buluyorum. Ayrıca yazar, okuyucuya dolaylı yolla “Gençken yazdığınız eseri günceller misiniz?” sorusunu da yöneltmektedir. Kendi adıma bu soruya yanıtım kesindir: Kesinlikle güncellerdim ki zaman zaman yapıyorum da. Örneğin dergimizde en çok okunan Sam Amca yazımı birkaç yıl içinde üç defa güncelledim; çünkü okuyucularımıza bilgiyi hem biçim hem de içerik açısından en doğru şekilde sunma sorumluluğunu hissediyorum.

Yazarın ön sözde de belirttiği üzere, kitaptaki öyküler on altı yaşından itibaren okuduğu Faust, Drakula ve Binbir Gece Masalları gibi eserlerin rüzgârıyla kaleme alınmıştır. Hâliyle öykülerde A Takımı, ağır metal müzikler[!], Han Solo ve Uzay Yolu gibi pek çok farklı alana yönelik gönderme yer almaktadır.

Yazar, gençliğinde yazdığı öyküleri, tam bir konu bütünlüğü gözetmeksizin aynı kapağın altında toplamış. Eserin tamamına yayılan bu uyumsuzluk, şahsen hoşnutsuzluk duyduğum ve metinle bağımı zayıflatan bir durumdu.

Öykülerin Tahlilleri

Rüya Çocuk

Bilim kurgu türüne dahil edilemeyecek bu öykü, kafası karışık bir çocuğu ele almaktadır. Öykünün belirgin bir önermesi bulunmamakta, okuyucuya fayda sağlayacak veya onu düşünmeye sevk edecek bir öge içermemektedir. Anlatının, yalnızca kitabın ismindeki “düşler” vurgusuna yapılmış bir gönderme olup olmadığı sorusu zihinlerde asılı kalmaktadır.

Tiyatrodaki[!] Hayat

Yine bilim kurgu türünde olmamasına rağmen, kitabın en güzel ve kesinlikle önerdiğim öykülerinden biridir. Sanatçılarda -bu öyküde temaşacı- bulunduğu varsayılan insanüstü yanlar, büyülü ve gizemli ögelerle oldukça ilgi çekici hâle getirilmiştir. Temaşacının dünyaya farklı bir bedende tekrar geleceğini ve temsillerini sürdüreceğini söylemesi, öykünün sonundaki sohbet esnasında bir çocuğun “Bilmiyordum, sanki bu hikayeyi daha önce duymuş gibiyim. Garip.” demesiyle çok güzel bağlanmıştır. Temaşacının temsil sırasında kalbinin aslında durmuş olması, onun şeytan vari uhrevi bir mahlukla anlaşma yaptığı sonucunu doğurmaktadır. Okuyucunun bu ruhani anlaşmayı fark etme anı çok büyük bir ters köşe olmasa da son derece etkileyicidir.

Bariyer[!]

Kurgusal açıdan çok manalı bulmadığım bir anlatı. Tahminimce yazarın çocukluğunda izlediği korku filmlerinin[!] bilinçaltındaki yansımaları sonucu ortaya çıkmıştır. Öykü, otoparka kumandayla açılabilen bariyer taktırılması üzerine vasıfsızlaşan bir bekçiyi konu almaktadır. Bekçinin sırf canı sıkıldığı için bariyerle pahalı araçları parçalaması yerine, eylemlerini işsiz kalma korkusuyla yapmasını beklerdim. Ayrıca bekçinin -dolaylı yoldan yazarın- sadece sigortalı[!], pahalı araçları parçalaması siyasi açıdan sol görüşe yatkınlık izlenimi vermektedir.

Ölümsüzlüğün Gıcık Sırrı

Kitapta okunmasını önerdiğim bir diğer öyküdür. Evrende seyahat edebilen, son derece gelişmiş uzaylının görüntü kayıtlarını saklamak için yoğun teker [CD] kullanması eleştirel anlamda güldürmüştür. Bu durum, bilim kurgu yazarken bile bakış açımızın çağa ne kadar bağımlı kaldığını göstermekte ya da yazarın bunu sadece eğlencesine yazdığını göstermektedir. Genel itibarıyla çok fırlama bir öyküdür. İnsanların “ölümsüz aşk” sıfatını kullanamadıkları için ölümsüzlük karşıtı bir tarikat kurması başlı başına parlak bir buluştur. Uzaylıyı istemeyenlerin “Yorb go home” ifadesi, ABD karşıtı “Yanke go home” söylemine göndermedir. Ölümsüzlüğün sırrının, “gözümüzün önündeyse ve biz fark edemiyorsak” düşüncesinden hareketle “buruna parmakla dokunmamak” gibi basit bir eyleme bağlanması hoştur. Yorb’un da bu evrensel şakanın kurbanı olması ve burnuna dokunmamak için zamanında kestiği parmaklarını itiraf canlı yayınında kutudan çıkarması güzel ayrıntıdır.

Büyük Aşklar

Öyküdeki insanların aksine, eğer Tanrı yıldızlar aracılığıyla uzaya “Seni Seviyorum” yazsaydı, bunu “okuyanı seviyorum” şeklinde algılardım. Yazarın, öyküdeki insanları “Tanrı nasıl aşık olabilir, o zaman tapınmayı hak eden yüce bir varlık değildir” fikrine sahip asi kimseler şeklinde resmetmesi, açık bir bakış açısı eksikliği ve kurgusal bir zayıflıktır. Gerçekten de böyle bir yazı ortaya çıksaydı semavi din öğretilerinde de karşılık bulduğu üzere inananlar, bunu Tanrı’nın başka uhrevi bir canlıya değil, doğrudan kendi kuluna yazdığını düşünürlerdi.

Ölü Sevgiliye Mektup

Öykü, zamanında Drakula, Freddy Krueger, Michael Myers gibi ortak korku ögeleri ve canavarlarının topluma mâl olduğunu hatırlatmaktadır. Günümüzde bu tür toplumca bilinen kahramanların olmamasının, insanlar arası bağların zayıfladığını göstermesi açısından kayda değer bir düşünce barındırır.

İlahi Düello[!]

“Cehennemi seçerdim çünkü cennette kimseyle dalga geçemem” fikri güldürse de öykü bütününde manasızdır ve hiçbir yere bağlanmamaktadır. Tanrı’nın isyankârları tespit etmek için şeytanla iş birliği yapması, mutlak Tanrı fikrine taban tabana zıttır. Ayrıca Tanrı şekline giren şeytanın sigara ve içki içmesi, bacak bacak üstüne atması, inanca yönelik kasıtlı bir aşağılama olarak değerlendirilebilir. Yazar, mutlak Tanrı fikrini zihninde kasten oturtmamış görünmektedir. “Kutsal Kitapların yüce editörü” gibi ifadelerle farklı ve aykırı olduğunu sanırken, ne yazık ki sadece gülünç düşmektedir.

Binbir Gündüz Masalları

Yazarın gençliğinin de verdiği dürtülerle konuyu sürekli cinselliğe getirdiği, tamamen safsatadan ibaret öyküdür. Geleneksel Binbir Gece Masalları’nı temel alarak neden böyle bir şey yazdığını anlamak güçtür. Kertlerin cinsel hayatını sayfalarca anlatmanın okuyucuya hiçbir faydası yoktur. Lüzumsuz ve patavatsız bir anlatımdır. Bu incelemeyi yazabilmek adına atlamadan okumak için çabaladım ama yine de dayanamayıp bir iki sayfa atlamak zorunda kaldım. Kanaatimce okunması için hiçbir sebep bulunmamaktadır.

Aşk, Şeytan ve ÖYS Üçgeninde Bir Faust

Kitaptaki okunabilecek eserlerdendir fakat daha kapsamlı şekilde yazılmasını yeğlerdim. Bazen yola çıkış amacımızı unutup farklı gayelere ve hırslara odaklanmamızı, Faust anlatısından esinlenerek şeytanla yapılan temsili bir anlaşma şeklinde yorumlaması oldukça isabetlidir. O dönemki ÖYS’nin (Öğrenci Yerleştirme Sınavı) öğrenciler üzerinde oluşturduğu baskı ve bunalımlara değinmesi eseri gerçekçi kılmaktadır.

Hayalet Gemi’nin 14 Delisi

Kitabın sonunda yer alan, yine önerdiğim öykülerden biridir. Ancak yazarın kitaptaki birçok öyküsünde olduğu gibi kahramanlarına sürekli saçma ve karmaşık rüyalar gördürtmesi, artık tekrara düştüğünü ve okuyucuyu sıktığını hissettirmektedir. Olay örüntüsünde sıçramalar mevcuttur. Gazeteci başkahramanımız, Oscar’ı televizyondan takip ederek haber yazacağını belirtmesinin ardından gazeteleri okumaya geçmiş, hemen sonrasında ise dünyayı yok oluştan kurtaracak bilim insanlarının gemisinde yer almaya aday olmuştur. Dünya Bilim İnsanları Birliği toplantısındaki üç bilim insanının “Müdahale etmezsek Dünya kıyametten kendi kendini kurtaracaktır” çıkışı yavan kalmıştır; daha atışmalı ve üstüne düşülerek yazılabilirdi.

Buna karşın yazar, geminin adını çok güzel seçmiş ve kurguya yedirmiştir: “Hayalet gemiler Orta Çağ’da gözükürdü. Onlara inananlar için vardı… Biz de öyleyiz. Bize inanan insanlar için varız; diğerleri için sadece bir düşüz. Eğer Dünya’yı kurtarabilirsek bütün insanlık için gerçek olacağız.” Öykünün sonunda güzel bir ters köşe vardır; ancak Zet’in “ölümü” sonrasında hikâye akışı gereğinden fazla hızlanmış, Marslıların yaptıkları her şeyi bir bir açıklamaya başlaması, yazar adına kolaya kaçmak şeklinde yorumlanabilir.

Kitabın kapağını kapatıp üzerine düşünürken aklıma şu soru takıldı: Bizi yönetenler, bizim adımıza karar verenler; aslında bizi ele geçirmek isteyen Marslılarsa?

Sonuç

Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları; tür karmaşası, yazarın oturtamadığı kavramsal temelleri ve yer yer başvurduğu lüzumsuzluklar, tekrarlar sebebiyle bütünüyle tatmin edici bir eser değildir. İçeriğindeki tüm bu karmaşık kurgular arasından zamanınızı ayırmaya değecek, kurgusal altyapısı ve anlatımıyla öne çıkan yalnızca dört öykü bulunmaktadır.

Sezer Aydın
Yazar: Sezer Aydın
sezernw@yandex.com
Tasarım : Sezer Aydın
Gizlilik İlkelerimiz


©2026 Evrenkent Kalemleri | Tüm Hakları Saklıdır
×

Sözlükte İncele ➔