Dizelge
Evrenkent Kalemleri
  • Türkçe Sözlük
  • Kelimece
  • Yazılar
  • Kitaplık
  • Kalemlerimiz
  • Hakkımızda
    • Hakkımızda
    • İlkelerimiz
  • İletişim
    • İletişim
    • Yazı Gönder
  • Dükkân
Evrenkent Kalemleri

Sanrı

Yazılar ❯ Sayı: 25 / Sanrı ❯ Sanrı

İnsan, bazen kendi zihninin içinde yolunu yitirir.

Kasaba, sonbaharın ağır soluğunu taşıyordu. Ağaçların yaprakları sararmış, rüzgârın önünde savrularak kaldırımlara serilmişti. Gün, akşamla gece arasında ince bir çizgide duruyor, ne bütünüyle aydınlık ne de tam anlamıyla karanlıktı. Böyle vakitlerde gölgeler uzar, eşya biçim değiştirir, insanın içindeki suskunluk dile gelir.

Murat, odasının penceresinde duruyor, karşı evin duvarına düşen gölgesini izliyordu. Sokak lambasının ışığı, onu olduğundan uzun ve eğri gösteriyordu. Oysa Murat kendini her zamankinden daha kısa, daha eksik hissediyordu. Günlerdir uyumuyor, gözlerini kapattığında dahi zihnindeki uğultu dinmiyordu. Bir düşünce, ince bir iğne gibi beynine batıyor, sonra bir başkası gelip onu yerinden oynatıyordu.

Bir süredir izlendiğine inanıyordu. Bu inanç birdenbire doğmamıştı. Önce küçük bir kuşku olarak belirmişti. Kapının ardında duyulan hafif bir tıkırtı, pencereden içeri süzülen bir bakış, sokakta yürürken arkasında beliren ayak sesleri… Her biri tek başına önemsizdi. Fakat Murat, o önemsizliği bir araya getirip büyük bir anlam örmeye başlamıştı.

İnsan zihni, boşluk sevmez. Anlam bulamadığı yerde anlam kurar. Murat da kurmuştu. Bir akşam, masasında otururken kaleminin yuvarlanıp yere düştüğünü gördü. Masa düzdü. Kalem kendi kendine hareket edemezdi. Eğilip kalemi aldı. O an, ensesinde soğuk bir esinti hissetti. Oysa pencere kapalıydı. Bu küçük olay, zihninde bir çarkı döndürdü. “Bir şey var,” dedi kendi kendine. “Görmediğim bir şey.” Bu söz, içindeki çatlağı genişletti.

Günler ilerledikçe Murat, her sesi bir işaret saymaya başladı. Komşunun kapıyı sertçe kapatması, uzakta çınlayan bir telefon[!], duvarın içinden gelen su sesi… Hepsi bir düzenin parçaları gibiydi. Sanki görünmeyen bir el, yaşamını sessizce gözlüyor, uygun zamanı bekliyordu.

Bir gece aynanın karşısına geçti. Yüzüne baktı. Işık, alnında keskin çizgiler oluşturmuştu. Gözleri çukurlaşmış, bakışı donuklaşmıştı. Aynadaki yüz, ona ait gibiydi ama bir yabancılık taşıyordu. Dudakları kıpırdamadan bir söz fısıldadı zihninde: “Seni biliyor.”

Murat irkildi. O sözü kendi mi düşünmüştü, yoksa bir başkası mı söylemişti? Düşünce ile duyma arasındaki sınır silikleşmişti. Kendi iç sesi, yabancı bir ses gibi gelmeye başlamıştı.

Perdeleri kapattı. Kapıyı kilitledi. Işıkları söndürdü. Karanlıkta saklanabileceğini sandı. Fakat karanlık, insanın içindeki gölgeleri büyütür. Sessizlik, kalp atışını çınlatır. Murat, kendi soluk alışını bir başkasının soluğu sandı. Bir an, odanın köşesinde bir kıpırtı gördüğüne yemin edebilirdi.

Yavaşça oraya yürüdü. Elini uzattı. Duvara değdi. Hiçbir şey yoktu lakin yokluk, onu rahatlatmadı. Tam tersine, korkuyu besledi. Çünkü görünmeyen şey, görünen şeyden daha güçlüydü. Görünenle yüzleşilir, görünmeyenle savaşılmaz.

Ertesi gün sokağa çıktığında insanların bakışlarını üzerinde hissetti. Herkes kendi işiyle meşguldü. Bakkal tartı başında, çocuklar oyun peşindeydi. Fakat Murat, bu sıradanlığın ardında gizli bir düzen arıyordu. İki kişinin fısıldaşması, ona göre kendisiyle ilgiliydi. Birinin gülmesi alaydı. Birinin susması kuşkuydu. Zihni, gerçeğin üstüne ince bir perde çekmişti.

Akşam eve döndüğünde, kapının önünde bir gölge gördü. Kalbi hızlandı. Gölge, kapının eşiğine kadar uzanıyordu. Yavaşça yaklaştı. Elini kapı koluna götürdü. İçinde hem korku hem de tuhaf bir kararlılık vardı. Kaçmak istemiyordu artık. Bilmek istiyordu.

Kapıyı açtı. Sokak boştu. Rüzgâr, yaprakları sürüklüyor, gökyüzü berrak bir karanlıkla uzanıyordu. Bir an için dünya durdu. O an, Murat’ın zihninde iki olasılık belirdi: Ya gerçekten bir şey vardı ve ustaca saklanıyordu ya da her şey kendi içinde büyüyordu. Eşiğe oturdu. Başını ellerinin arasına aldı. Uzun süre öyle kaldı.

Sonra yavaşça ayağa kalktı. Aynanın karşısına geçti. Bu kez yüzüne kaçamak bakmadı. Gözlerinin içine doğrudan baktı. Yabancı sandığı o bakışta korkudan çok yorgunluk gördü. Yorgunluk, gerçeğin en sade yüzüydü.

Fısıltı yine duyuldu: “Seni biliyor.”

Murat dudaklarını araladı. Sesini, ilk kez bilinçli olarak o düşünceye yöneltti. “Evet,” dedi. “Çünkü sensin.”

Bu söz, zihninde yankılandı. Sanki iki ayrı kişi konuşuyordu ve birisi ilk kez ötekine adını söylüyordu. O an, sanrının dışarıdan gelen bir gölge değil, içeride büyüyen bir korku olduğunu kavradı. İnsan, kendi korkusuna bakmaya cesaret edemediğinde, onu bir yabancıya dönüştürür.

Murat sandalyeye oturdu. Düşüncelerini izlemeye başladı. Her gelen kuşkuyu bir bulut gibi seyretti. “Bu bir düşünce,” dedi kendi kendine. “Gerçek değil.” Düşünce geldi, durdu, sonra dağıldı. Bir başkası geldi. O da dağıldı. Zihnin, kendi kendine kurduğu oyunu fark etmek, oyunu bozmaya başlamak demekti.

Gece ilerledi. Bu kez karanlık onu boğmadı. Kalp atışını dinledi. Bunun kendi kalbi olduğunu bildi. Pencereye vurup geçen rüzgârı işitti. Bunun rüzgâr olduğunu bildi. Her şeye adını koymak, korkunun büyüsünü bozuyordu.

Sabahın ilk ışıkları perde aralığından içeri süzüldüğünde oda değişmişti. Duvarlara düşen gölgeler kısalmış, biçimlerini yitirmişti. Sokak sıradandı. Ekmek kokusu yükseliyor, çocuklar koşuyor, kapılar açılıp kapanıyordu. Dünya, Murat’ın zihnindeki fırtınadan habersizdi.

Pencereyi açtı. Derin bir soluk aldı. Gökyüzü açık ve duruydu. İçindeki düğüm bütünüyle çözülmemişti fakat artık adını biliyordu: sanrı.

Sanrı, gerçeğin yerine geçmeye çalışan bir gölgedir. Onu kovmaya çalıştıkça büyür, yüzüne baktıkça küçülür. Murat gölgesine yeniden baktı. Artık onu bir tehdit gibi değil, ışığın doğal sonucu gibi görüyordu.

İnsan bazen kendi gölgesine inanır fakat güneş doğduğunda, gölge gerçeğin önüne geçemez. Gerçek, sabırla bekler. İnsan da cesaretle bakarsa, zihninin içindeki karanlıkta bile bir ışık bulur ve o ışık, sanrının en büyük düşmanıdır.

Ataman
Yazar: Ataman
evrenkentkalemleri@gmail.com
Misafir Yazar

Yazar: Furkan Çinçik

fcincik45@gmail.com

Tasarım : Sezer Aydın
Gizlilik İlkelerimiz


©2026 Evrenkent Kalemleri | Tüm Hakları Saklıdır
×

Sözlükte İncele ➔