Topkapı’dan Topkapı’ya, Mustafa Kutlu’nun yaklaşık otuz beş yıl önce kaleme aldığı; İstanbul’un belli bir bölgesindeki sokakları, caddeleri, kütüphaneleri, dükkânları, tarihî mekânları ve bununla birlikte değişen içtimai yapıyı anlatan belge niteliğindeki eserlerden birincisidir. Mustafa Kutlu, yazıların üç belgeden müteşekkil olduğunu vurguluyor. İkinci belge ile üçüncü belgenin henüz kitaplaştırılmadığını belirtiyor. Birinci kitapta daha çok Topkapı, Gülhane, Çemberlitaş ve Beyazıt çevresindeki gözlemlerini anlatıyor. Kutlu, kitabın bir seyyah yahut öğretim çalışanı [akademisyen] gözüyle yazılmadığını bilhassa ifade ediyor. Nitekim eseri okuyunca o dönemin yansımalarını dikkate şayan bir üslupla ve hikâyeci bakış açısıyla anlattığını görüyoruz.

Mustafa Kutlu, ailesiyle birlikte İstanbul’a geliş sürecini, ilk oturdukları yeri, daha sonra taşınıp başka bir muhite yerleştiğini ifade ederek başlıyor kitaba. Ardından İstanbul’un kıymetine değiniyor. Osmanlı’ya payitahtlık yapan muazzam şehir İstanbul’u daha çok tanımak gerektiğine dem vuruyor. Kutlu, İstanbul’un dört unsurdan teşekkül ettiğini söylüyor: Suriçi, Eyüp, Galata ve Üsküdar. “İstanbul’u tanımadan kendimizi tanımak muhaldir. Ufak bir aşiretten cihangirane bir devlete ulaşmak nedir, bunun sırrı nerededir? Elbette bu şehirdedir, lakin ona ulaşmak mümkün müdür?” (s.6) İstanbul hakkında binlerce kitap yazılsa da bu eserde 35-40 yıllık zaman zarfında toplumsal, iktisadi, mimari ve ekinsel [kültürel] anlamda meydana gelen değişimleri yalın bir dille okuyoruz.
Mustafa Kutlu’nun dili o kadar sade ve akıcı ki kitabı okurken sanki o tarihî sokaklarda, o canhıraş kalabalıklarda yan yana dolaşıyormuşuz hissiyatına kapılıyorum. Geçim derdindeki insanların gündelik telaşlarını derinden duyumsuyorum. Çarşılar, pazarlar, otogarlar[!] hınca hınç insan kaynıyor. Anadolu[!]’dan İstanbul’a akın ediyorlar adeta. Kutlu, Topkapı Otogarı’ndaki gözlemlerinden yola çıkarak artan nüfusa değiniyor. Köy ve kent nüfusunun kaynaşmasıyla cereyan eden birtakım sorunlardan bahsediyor. “Işıklı levhaların [tabela], araçların, dolup boşalan kalabalığın mahşer meydanına çevirdiği otogar, birbirine yaslanmış büzülmüş kulübe [baraka] yazıhaneleri, değnekçileri, binbir türlü şamatasıyla son günlerini yaşıyor.” (s.17)
Köyden kente göçle birlikte İstanbul’un toplumsal yaşantısında çeşitli değişimler göze çarpıyor. Mustafa Kutlu bu değişimlerden bahsederken yaşanan sıkıntılara değiniyor. Sefillik, çarpık gecekondulaşma, ekinsel yozlaşma gibi durumların hızla arttığını belirtiyor. Toprağını bırakıp şehre gelen köylünün kentle bütünleşememesine vurgu yaparak birtakım uyumsuzlukların yaşandığını söylüyor. Son yıllarda artan sanayileşme hamlelerinin iktisadi yapıyı değiştirmeye başladığına dikkat çekiyor. “Batılılaşmanın siyasi, iktisadi, ekinsel neticelerinden dökülen tüketim alışkanlıkları köylere kadar ulaşınca köyün geleneklik ahlaki yapısı yaralar almış; azla yetinme, kanaat, çile gibi özellikler kaybolmaya yüz tutmuştur.” (s.28) Tüm bunlar şehirde yaşayan insanların davranış şekilleri üzerinde derin etkiler göstermiş ve hayatın tüm alanlarında irili ufaklı değişimlere yol açmıştır.
Yazarın dikkat çektiği bir diğer husus ise köyden gelen insanların şehirdekiler tarafından hor görüldüğüdür. Köylünün, ikinci sınıf insan muamelesi gördüğünü; şivesiyle, giyimiyle, bıyığıyla, yürüyüşüyle, ağlayışıyla, deyişleriyle alay konusu yapıldığını ifade ediyor. Kaldı ki bu durumu dönemin filmlerinde[!] geçen konulardan anlayabiliyoruz.
Kitabı okurken adeta Mustafa Kutlu’ya eşlik ediyormuşum, onun diğer insanlarla yaptığı sohbetlere katılıyormuşum gibi hissettiğimi söylemiştim. Mesela yazar, çarşıda dolaşıyor ve gördüklerini anlatıyor. Dönemin çarşılarına ilişkin muhtelif ayrıntılar ediniyoruz. Surların civarında açılan çarşıyı şehre giriş damgası gibi tanımlıyor. Çarşıda satılan eşyaların gün geçtikçe daha da çeşitlendiğini vurguluyor. İthalat mallarının girişi kolaylaşınca her türlü ıvır zıvırın bulunduğu bir pazara evrildiğinden bahsediyor. Ayrıca tüm bu gelişmelerin ortaya çıkardığı iktisadi anlayışa ve tüketim çılgınlığına doğru giden sürece de serzenişli bir üslupla değiniyor.
Mustafa Kutlu, mekânların ve mimari yapıların değişim sürecine de değiniyor. Çoğu binanın artan nüfus karşı mağlup olarak yıkıldığını, yerine ise gelişigüzel yapıların inşa edildiğini belirtiyor. Bununla birlikte sırf caddelere ve yollara yer ayırmak için yıkılan ahşap evlerden bahsediyor. Yazarın, yapılaşma mevzusundaki eleştirel tutumunun ne denli haklı olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz. Beton[!] yığınları arasına gömülen İstanbul’un o muhteşem manzarası gitgide kayboluyor.
Yazar, İstanbul’un ağaçlarına da büyük bir titizlikle değiniyor. Anlıyoruz ki o dönemlerde caddeleri süsleyen, insanlara nefes aldıran boy boy ağaçlar vardı. Çınar, servi, ıhlamur ve erguvan ağaçlarının özellikle tarihî yapıların yanlarında yer alıp oraya güzellik kattığını ifade ediyor. Tabi zamanla ağaçlar da terk ediyor İstanbul’u.
Mustafa Kutlu, Erenler’e doğru giderken sahaflar çarşısından bahsedip oradaki ekinsel faaliyetlerden, yayıncılıktan, kitaptan, dergiden, yazarlardan ve dönemin edebî sohbetlerinden dem vuruyor. Enderun kitabevindeki muhabbetlerini hatırlatıyor. Enderun kitabevinin, birçok münevver ismin uğrak yeri olduğunu öğreniyoruz. “Enderun’a yerli yabancı ilim adamları, Türkiyatçılar [Türkolog], kitap âşıkları, uğramadan edemezler. Orada; yazmalardan, müteferrika baskılardan, cönklerden, kitapçılık sanatından bahsedildiği kadar ilim ve irfana [kültür] müteallik her konudan konuşulur.” (s.89)
Topkapı’dan Topkapı’ya, takriben otuz beş yıl önceki gezi karalamalarından [not] oluşuyor. Mustafa Kutlu; o döneme ilişkin hatıralarını, gözlemlerini, izlenimlerini ve yorumlarını samimiyetle kaleme almış. Eser, okuyucuyu tarihî bir gezintiye çıkarıyor adeta. Topkapı Otogarı’ndan başlayan yolculuk birçok yerden geçerek yine Topkapı’da sona eriyor. O dönemle ilgili birçok ayrıntı, günümüzün nasıl şekillendiğine dair ipucu mahiyetinde. İçtimai yapıdan iktisadi düzene, ekinsel anlayıştan mimari tarza kadar birçok açıdan ne denli değişip dönüştüğümüzü daha iyi anlıyoruz. Kâh duygulanıyor kâh tebessüm ediyor kâh üzülüyoruz.
KUTLU, Mustafa, Topkapı’dan Topkapı’ya, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2021.
