Dizelge
Evrenkent Kalemleri
  • Türkçe Sözlük
  • Kelimece
  • Yazılar
  • Kalemlerimiz
  • Hakkımızda
    • Hakkımızda
    • İlkelerimiz
  • İletişim
    • İletişim
    • Yazı Gönder
  • Dükkân
Evrenkent Kalemleri

Oyun İçi̇nde Oyun: Frankenstei̇n 32 Kısım Tekmi̇li̇ Bi̇rden

Yazılar ❯ Oyun İçi̇nde Oyun: Frankenstei̇n 32 Kısım Tekmi̇li̇ Bi̇rden

“Ben artık böyle eciş bücüş rollerde[!] oynamak istemiyorum Friedrich.” 

Merhaba sevgili okuyucularımız, “Temaşa” üst başlıklı sayımıza hoş geldiniz. Bu sayımızda sizlere bir oyundan bahsedeceğim. Oyunumuzun adı: “Frankenstein 32 Kısım Tekmili Birden.” Beni bir saat yirmi dakika boyunca hayattan koparan, güldüren ve çokça düşündüren bir oyun. 

Frankenstein 32 Kısım Tekmili Birden oyunu aslında izlediğimiz çoğu oyundan farklıydı. Oyuna gitmeden önce zihnimde çağrışımlar yapmaya çalışmıştım. Fakat pek de başarılı olamadım. Çünkü oyunun isminden hareketle bir duygu, fikir, alt metin önermesi tanımlayamadım. İşin özünde bir “his” aradım. Fakat bir oyunu izlemeden duygu arayışına girmek yanlışmış bunu anladım.  

Oyun başladığı anda Frankenstein’in hayatını anlatan bir oyuncu sahnede yerini aldı. Bizlere bir şeyler söyledi ve ne dediğini tam anlamıyla kavrayamadık. Oyun bir şaşırtmaca ile başladı ve hız kesmeden devam etti. Açıkçası izlediğim oyunların sıradan bir anlatım ile başlaması pek dikkatimi çekmiyor. Oyunun içine girebilmem için merak etmeli ve zihnimde soru işaretleri ile oyunu izlemeliyim. Ben sahnedeki oyunun heyecanına kendimi kaptırmak istiyorum. Ne zaman ara verilecek, saat kaç, bu oyuncu daha ne kadar sahnede diye düşünmeye başladığımda çok sıkılıyorum. 

Evet, oyuncular sahneye girdiler ve Frankenstein’in hayatını oynamaya başladılar. Fakat burada da bir tuhaflık vardı çünkü diğer oyuncu bir türlü oynaması gereken kişiliği oynamak istemiyordu ve bunu o kadar gerçekçi söylüyordu ki zaman zaman ona hak veriyordum. Oyunda sadece iki kişi vardı fakat anlatılan kahramanlar beşin üzerindeydi. Bu da oyuncuların çoklu kahraman değişikliği yapmalarına neden oluyordu. Oyunda Frankenstein uzun yıllar boyunca üzerinde çalıştığı bir yaratığı artık gün yüzüne çıkarmaya karar veriyordu ve asıl olaylar burada başlıyordu. 

Frankenstein genç ve işinde özverili çalışan bir bilim insanı ve insanlık için önemli çalışmalar yapmak üzerine hayatının bir kısmını ailesinden çok uzaklarda kalarak yaşamak zorunda kalan bir insan. Victor Frankenstein daha çocukken yaşam iksirini bulmayı hedefliyor. Evrenkent hayatı boyunca kimya alnında yoğunlaşıyor ve birçok deney yapıyor. Frankenstein “ölümsüzlük” macerası deneylerini yaptığı odada başlıyor. Bu noktada oyunun içeriğine girmeden bir alt metinden bahsetmek istiyorum. “Bilimin ve çalışmanın önemi.” Frankenstein ne kadar zorlansa da yalnızlık, kimsesizlik ve zaman zaman çaresizlikle boğuşsa da denemekten hiçbir zaman vazgeçmiyor. Oyunu izlerseniz fark edeceksiniz ki Frankenstein mücadeleyi hiç bırakmıyor.  

Derin ve karmaşık bir anlatımı benimseyen oyunda “yaratıcılık ve ahlak” arasındaki denge üzerine bir önerme vardı. Ahlak, bir yaratığa nasıl yüklenebilir? Uygulayım bilimi [teknoloji] sayesinde birçok şey üretebiliyoruz. Hatta insandan daha üstün ve daha akıllı yaratıklar tasarlayabiliyoruz. Peki bu yaratıklara “ahlak” öğretisini yükleyebiliyor muyuz? Oyunda bu konu üzerine biraz düşünmek gerekiyor. Ahlak, sadece insana özgü bir değer midir? Ahlakı olmayan yaratıklar nasıl bir sonu hak ederler? İnsan, iyi-kötü, doğru- yanlış, olabilir fakat “ahlak” kavramından uzak kalamaz. Lakin insanın kendi eliyle tasarladığı varlıklarda ahlak eksik kalırsa bunun sonuçlarına katlanmak da yine insanın boynunun borcudur. İşte Frankenstein’in anlatısında da temel öğreti budur. 

Oyunun içeriğine çok fazla girmek istemiyorum çünkü bu oyunun izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi Frankestein bir yaratık tasarlıyor ve onu hapsettiği yerden çıkarttığında karşılaştığı görüntü hiç hoşuna gitmiyor. Ondan kurtulmak istiyor. Yüzünü, sesini, görüntüsünü hiç beğenmiyor. Ve ona “sevgisiz” davranıyor. Yaratık da olsa yaşamda varlığını sürdüren her şey “sevgi” ister değil mi? Peki, Frankenstein’in yaratığı sevgisizlik ile karşılaştığında neler yapabilir bir düşünün. Yıllarca emek emek işlenmiş ve uygulayım bilimi sayesinde hayallerin de ötesinde bir yaratık tasarlanmış ve sırf çirkin olduğu için değersiz hissettirilmiş. Aslında bu oyunda uygulayım biliminin faydaları ve zararları, robotların [!] ileriki yıllarda insanları nasıl etkileyecekleri anlatılmak istense de bence en önemli husus: sevgi. Çünkü sevilmeyen, değer görmeyen canlılarda bir “intikam” duygusu beliriyor. Tabii burada yaratığın canavara dönüşmesini aklamıyorum ama her zaman da Frankensteinler haklı olamaz değil mi? Bazen de o canavar nasıl bu hale geldi diye düşünmek gerekiyor. Frankenstein bu yola baş koyduğunda nereden bilebilirdi yaratığının bir canavara dönüşeceğini? Kendi elleriyle tasarladığı yaratık nasıl bir son hazırlayabilirdi? Bu oyunda iyimser bir bakış açısıyla değerlendirebileceğimiz tek kısım Frankenstein’in azmi, çabası ve baş koyduğu yolda ailesine ve sevdiği kadına karşı gösterdiği merhametiydi. İntikam duygusu eyleme geçtiğinde ise oyun başka bir noktaya evrildi. Eğer oyunu izlerseniz bu kısma özellikle dikkat etmenizi istiyorum. Oyunda öyle bir kısım var ki seslendirme ve ışıklar çok yerinde kullanımıyla tüylerim diken diken olmuştu. 

                                                “Madem sevmeyecektin beni neden yarattın?” 

Oyunda dikkatimi en çok çeken şeylerden biri günümüz dünyasına yapılan göndermelerdi. Oyuncu oyunda istediği kahramanı oynamak için alışveriş sırasında ayaküstü konuştuğu bir ruh bilimciden bahsediyor ve aslında hiç alakası olmayan iki konuyu ortak bir noktada birleştirmek istiyor. Oyunun güldürü yönü kuvvetli ve aynı zamanda düşündürücü yönü de çok fazlaydı. Arkadaşlık üzerine birçok önerme verilmişti. Daha doğrusu “dostluk” üzerine. Kahramanlardan biri “Frankenstein’i” ben oynamalıyım, sen her zaman en iyi rolleri [!] oynuyorsun ben bunu oynamak istemiyorum.” diye hayıflandığında arkadaşı hiçbir sorun çıkarmadan ona imkân veriyor. Lakin işin sonunda ikisi de oynadıkları kahramanlarla bütünleştikleri için görevlerini bırakamıyorlar. 

Frankenstein 32 Kısım Tekmili Birden isimli oyun, çok gerçekçiydi. Oyundaki yaratığı sadece bir yaratık diye düşünmeyelim. Bizim de kendi ellerimizle hayatımıza dahil ettiğimiz birçok insan var değil mi? Onları iyileştirdik, işin sonunda ne olacağını bilmeden emek verdik, değer verdik fakat işler hayal ettiğimiz gibi gitmediğinde o insanları hayatımızdan çıkartabildik mi? Ya da onları düzeltmek için çaba gösterdik mi? Ya da kendi canavarımızı kendimiz mi tasarladık? Açıkçası ben oyundan çıktıktan sonra bunları çok düşündüm. Bu oyunda yaratık, Frankenstein ve diğer kahramanlar bir simgeydi. Tek gerçek duygulardı. Sevgi oyunun ışığıydı, nefret karanlıktı. Hüzün, yataktı. Frankenstein ise yaratığına mahkûm bir yaratıcıydı. 

Ve son perde: “İnsanın azimli yüreğini ve kararlı iradesini ne durdurabilir?” 

Ölümden yaşama evrilen anlatı başladığı yere geri mi dönecektir? Yoksa her hikâye devam etmeye mahkûm mudur? Bu soruyu sorarak anlatımıma burada son veriyorum. Oyunu izleyip yorumlarınızı bizimle paylaşabilirsiniz. Bir sonraki sayıda görüşmek üzere. 


20. Sayıyı Okumak İçin Tıklayınız

Aslı Aksoy
Yazar: Aslı Aksoy
asliaksoy12.13@gmail.com
Tasarım : Sezer Aydın
Gizlilik İlkelerimiz


©2026 Evrenkent Kalemleri | Tüm Hakları Saklıdır
×

Sözlükte İncele ➔